<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Disturblog.com &#187; Bilim</title>
	<atom:link href="http://disturblog.com/category/bilim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://disturblog.com</link>
	<description>&#34;Daha iyi bir yarın için, bugünün huzurunu bozman gerekir.&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 17:14:52 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Nefes aldıran gen</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/nefes-aldiran-gen.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/nefes-aldiran-gen.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 17:14:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>balzac</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Gerard Hilaire]]></category>
		<category><![CDATA[Le Nouvel Observateur dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl nefes alırız]]></category>
		<category><![CDATA[neden nefes alırız]]></category>
		<category><![CDATA[Nefe almayı sağlayan gen]]></category>
		<category><![CDATA[nefes alamamak]]></category>
		<category><![CDATA[nefes almak]]></category>
		<category><![CDATA[nefes almayı sağlayan gen]]></category>
		<category><![CDATA[nefes darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[niye nefes alırız]]></category>
		<category><![CDATA[TSHZ3 geni]]></category>
		<category><![CDATA[TSHZ3 ne işe yarar]]></category>
		<category><![CDATA[TSHZ3 nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2321</guid>
		<description><![CDATA[Günde 15 bin kez otomatik olarak nefes almamızı TSHZ3 adlı gen sağlıyormuş.
Günde yaklaşık 15 bin kez durmadan ve &#8220;otomatik olarak&#8221; nefes alıp vermeyi sağlayan, daha önce belirlenen iki grup sinir hücresinden yola çıkan Gerard Hilaire, Laurent Fasano ve ekibi, TSHZ3&#8242;ün bu sinir hücrelerinin işlevini yerine getirmesi için gerekli olduğunu belirledi.
Bilim adamlarının yaptığı araştırmada, TSHZ3 geninden yoksun bırakılmış fareler dünyaya geldikten hemen sonra nefes almadı ve iki dakika sonra öldü.
Rahimde solunuma ilişkin emirlerin normal olarak oluştuğunu, ancak yüzdeki sinir hücrelerinin ritmik hareketinin bulunmadığını vurgulayan araştırmacılar, TSHZ3 geninin yeni dünyaya gelen bebeğin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://disturblog.com/bilim/nefes-aldiran-gen.html"><img class="alignleft" title="Nefe almayı sağlayan gen" src="http://i973.photobucket.com/albums/ae214/disturblog2/dea77b2b-6891-45b0-b1a9-1224e9dc0d8.jpg" alt="Nefe almayı sağlayan gen" width="250" height="189" /></a>Günde 15 bin kez otomatik olarak nefes almamızı TSHZ3 adlı gen sağlıyormuş.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Günde yaklaşık 15 bin kez durmadan ve &#8220;otomatik olarak&#8221; nefes alıp vermeyi sağlayan, daha önce belirlenen iki grup sinir hücresinden yola çıkan Gerard Hilaire, Laurent Fasano ve ekibi, TSHZ3&#8242;ün bu sinir hücrelerinin işlevini yerine getirmesi için gerekli olduğunu belirledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilim adamlarının yaptığı araştırmada, TSHZ3 geninden yoksun bırakılmış fareler dünyaya geldikten hemen sonra nefes almadı ve iki dakika sonra öldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Rahimde solunuma ilişkin emirlerin normal olarak oluştuğunu, ancak yüzdeki sinir hücrelerinin ritmik hareketinin bulunmadığını vurgulayan araştırmacılar, TSHZ3 geninin yeni dünyaya gelen bebeğin<span id="more-2321"></span> ve yavrunun nefes alabilmesi için gerekli hücresel birçok unsurun gelişimini denetlediğine dikkati çekti.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Journal of Neuroscience&#8221; dergisinde yayımlanan makalede bilim adamları, araştırma sayesinde uyku apnesi ya da bebeklerin ani ölümü gibi solunum sorunlarını daha ayrıntılı anlayabilmeyi umuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuya ilişkin makale, Fransız &#8220;Le Nouvel Observateur&#8221; dergisinde de yer alıyor.</p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fnefes-aldiran-gen.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/nefes-aldiran-gen.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya benzeri gezegen bolluğu!</title>
		<link>http://disturblog.com/teknoloji/dunya-benzeri-gezegen-bollugu.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/teknoloji/dunya-benzeri-gezegen-bollugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 17:07:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>balzac</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[benzer gezegenler]]></category>
		<category><![CDATA[Dimitar Sasselov]]></category>
		<category><![CDATA[dünya dışında yaşam var]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaya benzeyen gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaya benzeyen gezegenler]]></category>
		<category><![CDATA[Kepler teleskopu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2322</guid>
		<description><![CDATA[Samanyolu’nda yaşam barındırabilecek 100 milyon gezegen bulunduğu düşünülüyor.
Yalnızca son birkaç hafta içinde yaklaşık Dünyamız boyutlarında 100’den fazla olası gezegen belirlendiğinin açıklanması, evreni başka canlılarla paylaşıyor olduğumuz inancını güçlendiriyor.
Dünya benzeri gezegenleri aramak üzere NASA tarafından 2009 Ocak ayında uzaya fırlatılan Kepler teleskopunun başarılı av sezonunda sağlanan verileri değerlendiren araştırmacılar, gökadamız Samanyolu’nda yaşama elverişli koşullara sahip yaklaşık 100 milyon gezegen bulunabileceğine inanıyorlar.
Açıklamayı yapan Dimitar Sasselov, Kepler’in fırlatılışından bu yana 706 gezegen “adayı” na işaret eden veriler gönderdiğini, bunlardan 100’den fazlasının son birkaç hafta içinde alındığını belirtti. Ancak gezegen keşfinin doğrulanması için, gezegenin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://disturblog.com/teknoloji/dunya-benzeri-gezegen-bollugu.html"><img class="alignleft" title="Dünyaya benzeyen gezegenler" src="http://i973.photobucket.com/albums/ae214/disturblog2/594.jpg" alt="Dünyaya benzeyen gezegenler" width="250" height="175" /></a>Samanyolu’nda yaşam barındırabilecek 100 milyon gezegen bulunduğu düşünülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yalnızca son birkaç hafta içinde yaklaşık Dünyamız boyutlarında 100’den fazla olası gezegen belirlendiğinin açıklanması, evreni başka canlılarla paylaşıyor olduğumuz inancını güçlendiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya benzeri gezegenleri aramak üzere NASA tarafından 2009 Ocak ayında uzaya fırlatılan Kepler teleskopunun başarılı av sezonunda sağlanan verileri değerlendiren araştırmacılar, gökadamız Samanyolu’nda yaşama elverişli koşullara sahip yaklaşık 100 milyon gezegen bulunabileceğine inanıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıklamayı yapan Dimitar Sasselov, Kepler’in fırlatılışından bu yana 706 gezegen “adayı” na işaret eden veriler gönderdiğini, bunlardan 100’den fazlasının son birkaç hafta içinde alındığını belirtti. Ancak gezegen keşfinin doğrulanması için<span id="more-2322"></span>, gezegenin varlığına işaret eden sinyallerin uzun süre incelenmesi gerekiyor. Keplerin gönderdiği verilerle şimdiye kadar 5 gezegenin varlığı kesinleştirilmiş bulunuyor. Sasselov’a göre yaşam destekleyebilecek bu gezegenlerden 60’ının varlığı önümüzdeki iki yıl içinde kesinleştirilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sasselov , Dünya boyutlarında gezegenlerin bu bolluğunun sevindirici olduğunu, çünkü “bir kimyasal sistem olan yaşamın ortaya çıkıp gelişmek ve ayakta kalabilmek için küçük bir gezegene, sıvı suya, kayaç bir kabuğa ve karmaşık kimyasal süreçlere gereksinim duyduğunu” kaydetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Son 15 yıl içinde 500 kadar gezegenin varlığı belirlenmişti. Ancak çoğu Jüpiter boyutlarında ya da çok daha büyük olan bu gezegenler arasında pek azı Dünya boyutlarındaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı anda çok sayıda yıldızı gözleyen Kepler, gezegenleri önünden geçtikleri yıldızın ışığında meydana getirdikleri çok küçük ölçüde azalmayı belirleyerek keşfediyor. Bu döngüsel “ transit” in süresi 2-16 saat sürüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıldız ışığında gökbilimcilerin “göz kırpma” olarak adlandırdıkları bu düzenli azalışların değeri, iki göz kırpış arasında geçen süre ve yıldızın kütlesi gibi verilerle gezegenin boyutları, kütlesi , yörünge çapı ve periyodu hesaplanabiliyor.</p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fteknoloji%2Fdunya-benzeri-gezegen-bollugu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/teknoloji/dunya-benzeri-gezegen-bollugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jüpiter&#8217;e çarpan göktaşı ardında dev bir iz bıraktı</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/jupitere-carpan-goktasi-ardinda-dev-bir-iz-birakti.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/jupitere-carpan-goktasi-ardinda-dev-bir-iz-birakti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 20:39:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>balzac</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaya göktaşı çarparsa ne olur]]></category>
		<category><![CDATA[göktaşı çarpışması]]></category>
		<category><![CDATA[göktaşı izleri]]></category>
		<category><![CDATA[jüpiter göktaşı çarpması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2271</guid>
		<description><![CDATA[Jüpiter&#8217;i geçen yıl birkaç bin nükleer bombanın şiddetine eşit güçte  vuran cismin yaklaşık Pasifik Okyanusu büyüklüğünde bir iz bıraktığını  belirlendi.
Gökbilimciler, güneş sistemindeki en büyük  gezegeni hedef alan cismin bir göktaşı olduğunu düşünüyor.
Hubble teleskobunun sağladığı fotoğraflar,  göktaşının çarpması ardından Jüpiter&#8217;in üzerinde oluşan tahribatını  gösteriyor.
Fotoğrafları inceleyn bilim insanları, benzer  bir göktaşının dünyaya çarpması halinde meydana gelebilecekleri tahmin  etmeye çalışıyor.
Jüpiter&#8217;e bundan önce 1994 yılında da bir  kuyruklu yıldız çarpmıştı.
Gökbilimciler, Jüpiter&#8217;in gök cisimleri ile  çarpışmasının çok nadir olduğunu düşünürdü.
Fakat 1994&#8242;deki çarpışma ardından geçen yıl  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://disturblog.com/bilim/jupitere-carpan-goktasi-ardinda-dev-bir-iz-birakti.html"><img class="alignright" title="Jüpiter ile çarpışan gök taşı" src="http://i973.photobucket.com/albums/ae214/disturblog2/100605132444_jup226.jpg" alt="Jüpiter ile çarpışan gök taşı" width="226" height="170" /></a>Jüpiter&#8217;i geçen yıl birkaç bin nükleer bombanın şiddetine eşit güçte  vuran cismin yaklaşık Pasifik Okyanusu büyüklüğünde bir iz bıraktığını  belirlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Gökbilimciler, güneş sistemindeki en büyük  gezegeni hedef alan cismin bir göktaşı olduğunu düşünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Hubble teleskobunun sağladığı fotoğraflar,  göktaşının çarpması ardından Jüpiter&#8217;in üzerinde oluşan tahribatını  gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Fotoğrafları inceleyn bilim insanları, benzer  bir göktaşının dünyaya çarpması halinde meydana gelebilecekleri tahmin  etmeye çalışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Jüpiter&#8217;e bundan önce 1994 yılında <span id="more-2271"></span>da bir  kuyruklu yıldız çarpmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gökbilimciler, Jüpiter&#8217;in gök cisimleri ile  çarpışmasının çok nadir olduğunu düşünürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat 1994&#8242;deki çarpışma ardından geçen yıl  2009&#8242;da yaklaşık 500 metre genişliğinde bir kaya parçasının uzaydaki  yolunun Jüpiter ile çakışması gökbilimcileri şaşırttı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Toz bulutu</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmacılar, fotoğraflarda iki çarpışma  arasındaki farkın ortaya çıktığını söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">1994&#8242;de gezegene vuran kuyruklu yıldız, toz  bulutundan simit şeklinde bi hale oluşmasına yol açmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçen yılki çarpışmanın ise ardında böyle bir  toz bulutu bırakmadığı, ve bundan dolayı göktaşı olması ihtimalinin çok  yüksek olduğu bildiriliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İspanya&#8217;nın Bilbao kentinde bulunan Bask Ülkesi  Üniversitesi&#8217;nin öğretim görevlisi Agustin Sanchez-Lavega, benzer bir  göktaşının dünyaya çarpmasının &#8216;tam bir felakete&#8217; yol açacağını  söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İspanyol gökbilimciye göre, Jüpiter&#8217;in atmosferi  ile dünyanın atmosferi arasındaki farklara karşın, benzer bir  büyüklükte bir göktaşının etkisi yerkürede muhtemelen bazı kıtaların  tamamen mahvolmasına sebep olurdu.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kaynak:bbc.co.uk</em></p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fjupitere-carpan-goktasi-ardinda-dev-bir-iz-birakti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/jupitere-carpan-goktasi-ardinda-dev-bir-iz-birakti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni bir okyanus doğuyor</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/yeni-bir-okyanus-doguyor.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/yeni-bir-okyanus-doguyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 20:32:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>balzac</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Afar bölgesindeki yarık]]></category>
		<category><![CDATA[afrika kıtası parçalanma]]></category>
		<category><![CDATA[afrika kıtasındaki bölünme]]></category>
		<category><![CDATA[afrika kıtasındaki parçalanmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Afrikada oluşan yeni okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[kıta bölünmesi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni okyanus oluşumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2272</guid>
		<description><![CDATA[
Okyanusun ilk sancıları

Bilimadamları Afrika kıtasında yeni bir  okyanusun doğumuna tanık olunduğunu söylüyor.
Etiyopya&#8217;da 2005 yılında açılmaya başlayan 60  kilometre uzunluğundaki yarık bu zamandan beri yavaş yavaş genişliyor.
Araştırmacılar, ileride Afrika kıtasının bu  noktada ikiye bölüneceğini düşünüyor.
Ama bu sürecin yaklaşık 10 milyon yıl alacağı  tahmin ediliyor.
Jeologlar, Etiyopya&#8217;nın ücra bir köşesinde yer  alan Afar bölgesinde gözlemledikleri karşısında hayrete düştüklerini  gizlemiyorlar.
Gezegendeki değişimi genellikle milyonlarca yıla  yayarak inceleyen bilimadamları, Afar bölgesinde beş yıl gibi kısa bir  süre içerisinde tanık oldukları sürecin inanılmaz bir hızda ve  gözlerinin önünde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<h3><a href="http://disturblog.com/bilim/yeni-bir-okyanus-doguyor.html"><img class="alignleft" title="Afrikada oluşan yeni okyanus" src="http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2010/06/25/100625055519_sp_afar_bbc_226x170b2.jpg" alt="Afar bölgesindeki yarık Afrikada oluşan yeni okyanus" width="226" height="170" /></a>Okyanusun ilk sancıları</h3>
</div>
<p style="text-align: justify;">Bilimadamları Afrika kıtasında yeni bir  okyanusun doğumuna tanık olunduğunu söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Etiyopya&#8217;da 2005 yılında açılmaya başlayan 60  kilometre uzunluğundaki yarık bu zamandan beri yavaş yavaş genişliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmacılar, ileride Afrika kıtasının bu  noktada ikiye bölüneceğini düşünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama bu sürecin yaklaşık 10 milyon yıl alacağı  tahmin ediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Jeologlar, Etiyopya&#8217;nın ücra bir köşesinde yer  alan Afar bölgesinde gözlemledikleri karşısında hayrete düştüklerini  gizlemiyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Gezegendeki değişimi genellikle milyonlarca yıla  yayarak inceleyen bilimadamları, Afar bölgesinde beş yıl gibi kısa bir  süre içerisinde tanık oldukları sürecin inanılmaz bir hızda ve  gözlerinin önünde gerçekleştiğini söylüyor.<span id="more-2272"></span></p>
<h3 style="text-align: justify;">8 metre genişliğinde</h3>
<p style="text-align: justify;">2005 yılında Afar&#8217;da on gün gibi gayet kısa bir  süre içerisinde 60 kilometre boyunca uzanan ve genişliği 8 metreye  ulaşan bir yarık açıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yarıktan dışarı itilen son derece sıcak ve  erimiş kaya parçaları yarığın giderek açılmasına sebep oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yerin altından güç alan bu bölünmenin 10 milyon  yıl içinde Doğu Afrika&#8217;yı kıtanın geri kalanından kopartacağı ve bölünen  mevkide yeni bir okyanusun hayat bulacağı düşünülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmacılar, Afar&#8217;da gerçekleştirdikleri  incelemelerin deprem ve yanardağ patlamaları konusunda da kendilerine  yeni bulgular sunmasını bekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni doğan okyanusa ilişkin bilgiler,  İngiltere&#8217;de bilimi desteklemek ve halka tanıtmak için kurulmuş olan  Royal Society&#8217;de yaz etkinlikleri çerçevesinde açıklandı.</p>
<p><em>Kaynak:bbc.co.uk</em>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fyeni-bir-okyanus-doguyor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/yeni-bir-okyanus-doguyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüzgeç &#8211; Ayak Evriminin Kanıtları Bulundu</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/yuzgec-ayak-evriminin-kanitlari-bulundu.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/yuzgec-ayak-evriminin-kanitlari-bulundu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 13:44:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[balık evrim]]></category>
		<category><![CDATA[balıkların karaya çıkışı]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim nedir]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[evrimin kanıtları]]></category>
		<category><![CDATA[karaya çıkan balık]]></category>
		<category><![CDATA[tiktaalik]]></category>
		<category><![CDATA[yüzgeç ayak evrimi]]></category>
		<category><![CDATA[yüzgeç bacak evrimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/bilim/yuzgec-ayak-evriminin-kanitlari-bulundu.html</guid>
		<description><![CDATA[
Son yıllarda bulunan geçiş  formlarına ait fosiller, balıkların evrimleşerek karaya geçişlerinin  380 milyon yıl önce gerçekleştiğini gösteriyor.
Tiktaalik adlı bir fosil üzerinde yapılan  incelemeler, ilk dört ayaklı (tetrapod) kara hayvanlarının, balıkların  yüzgeçlerinin giderek ayağa dönüşmesiyle ortaya çıktığını gösteriyor.
Şimdiyse  Ottawa Üniversitesi (Kanada) araştırmacıları, balık embriyolarında  yüzgeç gelişiminden iki genin sorumlu olduğunu, bu genlerin kara  hayvanlarında bulunmadığını belirlediler. Yani yüzgeçlerin ayağa  dönüşerek karasal yaşama kapı açması, bu iki genin kaybolmasıyla  gerçekleşmiş.
Marie-Andree Akimenko adlı araştırmacının  yönetimindeki Ottawa ekibi Nature dergisinde yayımladıkları  çalışmalarında zebra ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" title="Yüzgeç ayak evrimine ait kanıt bulundu" src="http://i976.photobucket.com/albums/ae245/disturblog/_48157329_zebra_danio-spl1.jpg" alt="" width="466" height="260" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Son yıllarda bulunan geçiş  formlarına ait fosiller, balıkların evrimleşerek karaya geçişlerinin  380 milyon yıl önce gerçekleştiğini gösteriyor.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-2265"></span>Tiktaalik adlı bir fosil üzerinde yapılan  incelemeler, ilk dört ayaklı (tetrapod) kara hayvanlarının, balıkların  yüzgeçlerinin giderek ayağa dönüşmesiyle ortaya çıktığını gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdiyse  Ottawa Üniversitesi (Kanada) araştırmacıları, balık embriyolarında  yüzgeç gelişiminden iki genin sorumlu olduğunu, bu genlerin kara  hayvanlarında bulunmadığını belirlediler. Yani yüzgeçlerin ayağa  dönüşerek karasal yaşama kapı açması, bu iki genin kaybolmasıyla  gerçekleşmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Marie-Andree Akimenko adlı araştırmacının  yönetimindeki Ottawa ekibi Nature dergisinde yayımladıkları  çalışmalarında zebra balığı embriyolarının gelişimini gözlemişler ve  yüzgeçlerin yapısında önem taşıyan proteinleri kodlayan iki gen  belirlemişler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu proteinler, “actinotrichia” adlı ipliksi  liflerin yapısında yer alıyor. Balık larvalarında bulunan bu lifler  giderek yetişkin balık yüzgeçlerindeki yelpaze biçimli kemiksi çubuklara  dönüşüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bacaklardaysa bu yapıları oluşturan proteinleri  kodlayan genlerin olmadığını saptayan bilimciler, varsayımlarını sınamak  için en eski balıklardan olan “fil köpekbalıklarını” incelediklerinde  aynı gen ailesinin varlığını belirlemişler.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç; Bu eski gen  ailesi kemikli balıklarda varlığını korurken, dört ayaklı hayvanlara  evrimleştiklerinde kaybolmuşlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmacılar bu değişime daha  güçlü bir kanıt elde etmek için, gelişmekte olan bir zebra balığı  embriyosunda bu genleri işlevsizleştirmişler. Deney sonunda embriyonun,  kemiksi yelpazesi olmayan “güdük” yüzgeçler geliştirdiği görülmüş.  Akimenko ve ekip arkadaşlarına göre bu kemiksi yelpazenin yitirilmesi,  yüzgeçlerin ayağa dönüşmesinde çok önemli bir adım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekip, son  olarak normal zebra balığı embriyolarının gelişimiyle fare embriyolarını  karşılaştırmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Prof. Akimenko, yüzgeç gelişimiyle ayak gelişimi  karşılaştırıldığında ilk evrelerin çok benzer olduğunu naklediyor.  “Ancak, bir noktada yollar ayrılıyor ve bu nokta da sözkonusu iki genin  işlev görmeye başlamasıyla örtüşüyor.”</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Kaynak:</strong> mynet.com</em></p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fyuzgec-ayak-evriminin-kanitlari-bulundu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/yuzgec-ayak-evriminin-kanitlari-bulundu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satürn&#8217;ün Uydusu Titan&#8217;da Yaşam Olasılığı</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/saturnun-uydusu-titanda-yasam-olasiligi.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/saturnun-uydusu-titanda-yasam-olasiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 12:39:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[satürn bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[satürn gezegeni]]></category>
		<category><![CDATA[satürn gezegeni hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[satürn nedir]]></category>
		<category><![CDATA[satürn titan]]></category>
		<category><![CDATA[satürn uydusu]]></category>
		<category><![CDATA[titan]]></category>
		<category><![CDATA[titan nedir]]></category>
		<category><![CDATA[titan satürn]]></category>
		<category><![CDATA[titan uydu]]></category>
		<category><![CDATA[titan uydusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2263</guid>
		<description><![CDATA[
NASA uzay ajansındaki araştırmacılar Titan’da ilkel canlıların yaşıyor olabileceğine dair hayati kanıtlar keşfettiklerini öne sürüyorlar.
Cassini uzay aracının sondasından elde edilen veriler sayesinde Titan yüzeyinin karmaşık kimyası incelendi. Uzmanlara göre gezegen yörüngesinde yoğun bir atmosfere sahip olan tek uydu Titan.
Gezegenin atmosferini soluyan, ayrıca yüzey yakıtı ile beslenen yaşam biçimlerinin olabileceği düşünülüyor.
Astonomlar uydunun yüzeyinin genellikle sıvı su bulunamayacak kadar soğuk olduğunu iddia ediyorlar.
Araştırmanın detayları iki ayrı çalışma olarak yayınlandı.
Icarus dergisinde atmosferde gaz olarak bulunan hidrojenin yüzeyde kaybolduğu açıklanıyor.
Geophysical Research dergisinde ise uydunun yüzeyindeki kimyasalların eksikliği vurgulanıyor.
Biliminsanları bunların canlılar tarafından tüketiliyor olabileceği sonucuna ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Titan'da Yaşam Olasılığı" src="http://i976.photobucket.com/albums/ae245/disturblog/titan_1651182c1.jpg" alt="" width="460" height="288" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>NASA uzay ajansındaki araştırmacılar Titan’da ilkel canlıların yaşıyor olabileceğine dair hayati kanıtlar keşfettiklerini öne sürüyorlar.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Cassini uzay aracının sondasından elde edilen veriler sayesinde Titan yüzeyinin karmaşık kimyası incelendi. Uzmanlara göre gezegen yörüngesinde yoğun bir atmosfere sahip olan tek uydu Titan.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-2263"></span>Gezegenin atmosferini soluyan, ayrıca yüzey yakıtı ile beslenen yaşam biçimlerinin olabileceği düşünülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Astonomlar uydunun yüzeyinin genellikle sıvı su bulunamayacak kadar soğuk olduğunu iddia ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmanın detayları iki ayrı çalışma olarak yayınlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Icarus dergisinde atmosferde gaz olarak bulunan hidrojenin yüzeyde kaybolduğu açıklanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Geophysical Research dergisinde ise uydunun yüzeyindeki kimyasalların eksikliği vurgulanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliminsanları bunların canlılar tarafından tüketiliyor olabileceği sonucuna varıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmacılar uydunun atmosferindeki kimyasallarla etkileşen güneş ışığının asetilen açığa çıkarabileceğine inanıyorlar. Fakat Cassini tarafından henüz böyle bir gaz tespit edilemedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasa Ames Araştırma Merkezi’nde astrobiyolog olarak araştırmayı yürüten Chris McKay’in sözleriyle: “Bizim yer yüzünde oksijen tükettiğimiz gibi, Titan’da tüketilebilecek gazın hidrojen olması nedeniyle hidrojen tüketimi olasılığını ele alıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bu bulgular yaşama işaret etmiyorsa bu çok daha ilginç olur, çünkü dünyamızdaki suda oluşan yaşamdan bağımsız ikinci bir yaşam biçimini temsil ediyor olabilir.”</p>
<p style="text-align: justify;">Open University’den Profesör John Zarnecki ekliyor: “Yaşamın oluşmasını sağlayacak kimyanın mevcut olduğuna inanıyoruz. Düğmeye basmak için yalnızca ısı gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dört milyar yıl içerisinde Güneş bir Kırmızı Dev’e dönüştüğünde Titan bir cennet olabilir.”</p>
<p style="text-align: justify;">Yine de bu bulguların başka açıklamaları olabileceğine dair uyarıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Kaynak:</strong> telegraph.co.uk</em></p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fsaturnun-uydusu-titanda-yasam-olasiligi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/saturnun-uydusu-titanda-yasam-olasiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaratılışçıların çok sevdiği bir yöntem: alıntı sahtekarlığı</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/yaratiliscilarin-cok-sevdigi-bir-yontem-alinti-sahtekarligi.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/yaratiliscilarin-cok-sevdigi-bir-yontem-alinti-sahtekarligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 10:36:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[adnan oktar]]></category>
		<category><![CDATA[alıntı sahtekarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim ve araştırma vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[charles darwin]]></category>
		<category><![CDATA[darwin]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi çürütüldü]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisinin çöküşü]]></category>
		<category><![CDATA[harun yahya]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılışçılara cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılışçılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2260</guid>
		<description><![CDATA[
Asparagas gazeteciliği örneklendirmek için şöyle bir fıkra anlatılır:
Papa ilk kez New York&#8217;a gelir. Kendisine bir gazeteci tarafından sorulan ilk soru şu olur: &#8220;New York&#8217;un her yerinde genelevler olması konusunda ne düşünüyorsunuz?&#8221; Papa hayretle cevap verir; &#8220;New York&#8217;ta genelev mi var?&#8221; Ertesi gün gazetenin manşeti şöyledir: &#8220;Papa&#8217;nın ilk sorusu: New York&#8217;ta genelev var mı?&#8221; Bu aynı zamanda alıntı sahtekarlığının da tipik bir örneğidir.
Çarpıtarak ya da bağlamından kopartarak sahte alıntı yapma sanatı için, İngilizce&#8217;de &#8220;misquotation&#8221; terimi kullanılmaktadır. Bu yöntem gerek Hıristiyan gerek Müslümanyaratılışçı yazarların alet kutularındaki favori yöntemlerin başında gelmektedir. O kadar ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Evrim ve Din" src="http://i976.photobucket.com/albums/ae245/disturblog/evolution-religion1.jpg" alt="" width="366" height="120" /></p>
<p style="text-align: justify;">Asparagas gazeteciliği örneklendirmek için şöyle bir fıkra anlatılır:</p>
<p style="text-align: justify;">Papa ilk kez New York&#8217;a gelir. Kendisine bir gazeteci tarafından sorulan ilk soru şu olur: &#8220;New York&#8217;un her yerinde genelevler olması konusunda ne düşünüyorsunuz?&#8221; Papa hayretle cevap verir; &#8220;New York&#8217;ta genelev mi var?&#8221; Ertesi gün gazetenin manşeti şöyledir: &#8220;Papa&#8217;nın ilk sorusu: New York&#8217;ta genelev var mı?&#8221; Bu aynı zamanda alıntı sahtekarlığının da tipik bir örneğidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-2260"></span>Çarpıtarak ya da bağlamından kopartarak sahte alıntı yapma sanatı için, İngilizce&#8217;de &#8220;misquotation&#8221; terimi kullanılmaktadır. Bu yöntem gerek Hıristiyan gerek Müslümanyaratılışçı yazarların alet kutularındaki favori yöntemlerin başında gelmektedir. O kadar sihirli bir yöntemdir ki bu, onunla Darwin&#8217;e bile evrimin varolmadığını &#8220;itiraf&#8221; ettirebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Darwin&#8217;den bağlamından kopartılmış alıntı yapma yaratılışçılar tarafından başlı başına bir endüstri haline getirilmiştir. Yapması çok basittir, belli bir düşüncenin açıklandığı bütün bir paragrafın sadece ilk cümlesini ya da bir parçasını alırsınız ve bunu yazarın bütün düşüncesi olarak gösterirsiniz. Darwin&#8217;den yaratılışçılar tarafından yapılan bu tür bir alıntının tipik örneği şudur. İlk cümleyi alırlar:</p>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>&#8220;Gözün, farklı uzaklıklara odaklanmayı ayarlamak için farklı miktarlarda ışık demetlerini içine almak ve küresel ve kromatik sapmayı düzeltmek için kullandığı bütün o taklit edilemez düzenekleriyle, doğal seleksiyon yoluyla ortaya çıkmış olabileceğini söylemek, itiraf ediyorum ki, en yüksek dereceden saçmalık gibi gelir insana.&#8221;</p></blockquote>
<p style="text-align: justify;">Ve hemen yorumu yapıştırırlar; bakın, Darwin bile, evet o bile, herşeyin evrimle açıklanabileceğini iddia ettiği halde, gözün karmaşık yapısını doğal seleksiyonla açıklamak zorunda kaldığında teorisinin iflas ettiğini &#8220;itiraf etmiştir&#8221;! İşte alıntı, işte sayfası! Ama çoğu kişi açıp bu alıntının bağlamına bakmaz ve sahtekarın da tek güvencesi insanların bu bilgisizliği ya da üşengençliğidir. Üşenmeyip sözü edilen eseri açıp bakarsak şunu görürüz ki, bu ilk cümle sadece kendisini izleyen mükemmel bir açıklamaya retorik bir girişten ibarettir. Bütün olarak alındığında açıklama aslında şöyledir:</p>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>&#8220;Gözün, farklı uzaklıklara odaklanmayı ayarlamak için, farklı miktarlarda ışık demetlerini içine almak ve küresel ve kromatik sapmayı düzeltmek için kullandığı bütün o taklit edilemez düzenekleriyle, doğal seleksiyon yoluyla ortaya çıkmış olabileceğini söylemek, itiraf ediyorum ki, en yüksek dereceden saçmalık gibi gelir insana. Güneşin sabit olduğu ve dünyanın de onun etrafında döndüğü ilk dile getirildiğinde, insanlığın sağduyusu bunun yanlış olduğunu ilan etmişti. Ama eski vox populi, vox dei [halkın sesi, hakkın sesi] sözü, bütün felsefecilerin de bildiği gibi, bilim açısından güvenilmezdir. Akıl bana diyor ki, basit ve mükemmelikten uzak bir gözün çok sayıda derecelerle karmaşık ve mükemmel bir göze dönüşümü pekala gösterilebilir ve gerçekten olmuş olan da şüphesiz budur; eğer ayrıca, göz daima çeşitlilik gösteriyorsa ve bu çeşitlilik de kalıtımla aktarılabiliyorsa ve gerçekte olmuş olan da öyle anlaşılıyor ki kesinlikle budur; ve bu çeşitlenmeler herhangi bir hayvana değişen koşullar altında yararlı olabiliyorsa, mükemmel ve karmaşık bir gözün doğal seleksiyon yoluyla oluşabileceğine inanmanın güçlüğü, hayalgücümüze ne kadar inanılmaz gelirse gelsin, teoriye karşı yıkıcı bir karşısav olarak görülemez.&#8221;<br />
Charles Darwin, Türlerin Kökeni, 6. Baskı [1]</p></blockquote>
<p style="text-align: justify;">Paragrafın giriş bölümünü alarak, bu girişte ortaya atılan sorunun açıklandığı devamını almamanın ve buna dayanarak Darwin&#8217;in göz karşısında havlu attığını iddia etmenin, Kur&#8217;an&#8217;da Allah&#8217;ın varolmadığını söylendiğini ve Kur&#8217;an&#8217;ın ateizmin doğruluğunu itiraf ettiğini iddia etmekten pek farkı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten de Kur&#8217;an şöyle der: &#8220;La ilahe&#8221; yani &#8220;Tanrı (ilah) yoktur&#8221;. Ama hemen ekler &#8220;illallah&#8221; yani &#8220;Allah&#8217;tan başka&#8221;. Eğer bir yaratılışçı yukardaki gözle ilgili alıntı yapma şeklini meşru bir yöntem olarak görüyorsa, Kur&#8217;an&#8217;ın ateizmi savunduğunun meşru olarak iddia edibeleceğini ve bunun bir sahtekarlık olmadığını da kabul etmek zorundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Batıda büyük parasal kaynaklara sahip olan yaratılışçı kuruluşlar tarafından bu türden çarpıtılmış ya da bağlamından kopartılmış alıntılardan oluşan çok sayıda özel alıntı kitapları (&#8220;quotebook&#8221;) yayınlanmaktadır. Bunlar yaratılışçı demagoglar için hazır cephanelik işlevi görmektedir. Bizdeki malum yaratılışçı yayınlardaki süslü alıntıların %90 ila 95&#8242;i de doğrudan bu kitaplardan tercüme edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizimkilere Bakalım&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarda örnek verdiğimiz tipik yaratılışçı çarpıtmaya Türkiye&#8217;deki yaratılışçılar da sıkça başvurmaktadır. Örneğin Bilim ve Araştırma Vakfı&#8217;nın sitesindeki &#8220;Göz ve Darwin&#8221; başlıklı yazıda şöyle deniliyor:</p>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>&#8220;&#8230; Nitekim Darwin bile gözdeki tasarım karşısında çaresiz kalmıştır. Arkadaşı Asa Gray&#8217;e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli mektupta &#8220;gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu&#8221; dediği bilinen bir gerçektir. [Norman Macbeth, Darwin Retried: An Appeal to Reason. Boston, Gambit, 1971. s. 101)]&#8220;</p></blockquote>
<p>Dahası Darwin, &#8220;Türlerin Kökeni&#8221; adlı kitabının &#8220;Problems&#8221; (Problemler) bölümü içinde, şu itirafı da kelime kelime yazmıştır:</p>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>&#8220;Farklı mesafelerdeki cisimleri benzersiz bir mükemmellikte odaklayan, farklı oranlardaki ışığa göre kendisini uyarlayan göz gibi bir organın doğal seleksiyona dayalı rastlantılarla ortaya çıktığını öne sürmek, itiraf ediyorum ki, olabilecek en yüksek düzeyde saçmalamaktır. [Charles Darwin, The Origin of Species, First Edition Reprint. New York, Avenel Books, 1979. s. 217]&#8220;</p></blockquote>
<p style="text-align: justify;">Gördüğünüz gibi, Darwin&#8217;in Türlerin Kökeni kitabındaki gözle ilgili açıklamasının yalnızca girişi verilerek Darwin&#8217;in bile gözü açıklayamadığını itiraf ettiği yalanı ileri sürülmektedir. &#8220;Nasıl olsa kimse açıp bakmaz, zaten Türkiye&#8217;de kaç kişinin kütüphanesinde Türlerin Kökeni var ki&#8221;, diye düşünüyor olmalı yaratılışcılarımız. Ne yazık ki, pek de haksız sayılmazlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Darwin&#8217;in, arkadaşı ünlü biyolog Asa Gray&#8217;e 3 Nisan 1860 tarihli mektubundan yapılan alıntı ise yine (evet yine!) tipik bir alıntı sahtekarlığı örneğinden başka bir şey değil. Burada alıntıyı amaca uygun hale getirmek için iki teknik bir arada kullanıyor: biraz fazla &#8220;serbest&#8221; bir çeviri ve eksik alıntılama. Görelim; alıntının orijinali şöyledir:</p>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>&#8220;&#8230;I remember well the time when the thought of the eye made me cold all over, but I have got over this stage of the complaint, and now small trifling particulars of structure often make me feel uncomfortable. The sight of a feather in a peacock&#8217;s tail, whenever I gaze at it, makes me sick!&#8221; (Darwin to Asa Gray Apr. 3, 1860)</p></blockquote>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>&#8220;&#8230; gözün düşüncesinin bana soğuk terler döktürdüğü zamanları çok iyi hatırlıyorum, ama bu sıkıntılı aşamanın üstesinden geldim, ve şimdi ise yapıdaki önemsiz küçük parçacıklar sıkça beni rahatsız ediyor. Bir tavuşkuşunun kuyruğundaki tüylerin görünüşüne ne zaman gözümü dikip baksam, beni hasta ediyor!&#8221; (Darwin&#8217;den Asa Gray&#8217;e, 3 Nisan 1860 tarihli mektup)</p></blockquote>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü gibi Darwin, gözü düşünmek beni teorimden soğuttu demiyor, bana bir dönem soğuk terler döktürdü ya da beni korkuttu (&#8220;made me cold all over&#8221;) ama bu aşamayı aştım diyor. Bu aşamayı geride bıraktıktan sonra, Darwin&#8217;i artık göz gibi ayrıntılı işlevsel organlar değil başka bir konu, daha önemsiz, süs işlevi gören özelliklerin evrimsel olarak açıklanması uğraştırmaya başlıyor. Bilindiği gibi Darwin sonraki yıllarda bu konunun da mükemmel bir açıklamasını, 1871 yılında birinci baskısı yapılan ünlü İnsanın Türeyişi ve Cinsiyetle Bağlantılı Seleksiyon kitabında açıkladığı Cinsel Seleksiyon teorisiyle verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tür yöntemlere başvuran bir akım hakkında, biyoloji ya da doğa tarihiyle ilgili çok sınırlı bilgiye sahip olan bir insan bile, şu soruyu sorarak çok kesin bir hükme varabilir: İnsan savunduğu şeyin doğru olduğuna gerçekten inanıyorsa neden sahtekarlığa başvursun?</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Kaynak:</strong> safsatadunyasi.blogspot.com</em></p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fyaratiliscilarin-cok-sevdigi-bir-yontem-alinti-sahtekarligi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/yaratiliscilarin-cok-sevdigi-bir-yontem-alinti-sahtekarligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anlayacağımız dilden CERN deneyi</title>
		<link>http://disturblog.com/teknoloji/anlayacagimiz-dilden-cern-deneyi.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/teknoloji/anlayacagimiz-dilden-cern-deneyi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 19:51:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bing Bang deneyi hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Bing Bang nedir]]></category>
		<category><![CDATA[cern büyük patlama hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[cern deneyi 2011]]></category>
		<category><![CDATA[cern deneyi amacı]]></category>
		<category><![CDATA[Cern deneyi basitçe nedir]]></category>
		<category><![CDATA[cern deneyi devam ediyor mu]]></category>
		<category><![CDATA[cern deneyi gerçekleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[cern deneyi kara delikler]]></category>
		<category><![CDATA[cern deneyi ne zaman yapılacak]]></category>
		<category><![CDATA[cern deneyi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[cern deneyi sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[cern deneyi tam olarak nedir]]></category>
		<category><![CDATA[cern deneyinde son durum]]></category>
		<category><![CDATA[cern dünya yok oalcak mı]]></category>
		<category><![CDATA[cern ne zaman devam edecek]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamı ve amacı nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[kara delik]]></category>
		<category><![CDATA[parçacık fiziği nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2142</guid>
		<description><![CDATA[Parçacık fiziği nedir? Protonları neden kurcalıyorlar? Büyük  Hadron Çarpıştırıcısı neden yapıldı? Ve belki de en önemli soru; deney  Dünya’yı yok edecek mi? Tüm bu soruları “sokaktaki insan”ın anlayacağı  kelimelerle yanıtlıyoruz…
Çoğumuz CERN‘in deneyini nefesimizi tutarak izledik.  Belki çoğumuz bozuntuya vermiyordu ama aslında orada neler yapıldığına  dair pek de fikrimiz yoktu. Büyük bir şeyler olduğu kesin ama tam olarak  ne oluyordu?
Hatta eğer deneyin sonunda koskoca bilim adamları şampanya patlatıp,  çocuklar gibi sevinmeseydi çoğumuz hiçbir şey olmadığına yemin edebilirdi. Peki orada gerçekten neler oldu? Bu deney ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote style="text-align: justify;"><p><strong><img class="alignleft" title="Cern deneyi basitçe nedir, kapsamı ve amacı nedir?" src="http://i976.photobucket.com/albums/ae245/disturblog/lhcfds_1.jpg" alt="Cern deneyi basitçe nedir, kapsamı ve amacı nedir?" width="220" height="235" />Parçacık fiziği nedir? Protonları neden kurcalıyorlar? Büyük  Hadron Çarpıştırıcısı neden yapıldı? Ve belki de en önemli soru; deney  Dünya’yı yok edecek mi? Tüm bu soruları “sokaktaki insan”ın anlayacağı  kelimelerle yanıtlıyoruz…</strong></p>
<p>Çoğumuz <strong>CERN</strong>‘in deneyini nefesimizi tutarak izledik.  Belki çoğumuz bozuntuya vermiyordu ama aslında orada neler yapıldığına  dair pek de fikrimiz yoktu. Büyük bir şeyler olduğu kesin ama tam olarak  ne oluyordu?</p>
<p>Hatta eğer deneyin sonunda koskoca bilim adamları şampanya patlatıp,  çocuklar gibi sevinmeseydi çoğumuz <strong>hiçbir şey olmadığına</strong> yemin edebilirdi. Peki orada gerçekten neler oldu? Bu deney neden bu  kadar büyük bir ses getirdi?</p>
<p>Mümkün olan en kısa haliyle bu sorunun yanıtını vermeye çalışacağız.  Üstelik aramızda parçacık fiziği profesörü olmayanların da  anlayabileceği kelimelerle…</p>
<p>Öncelikle parçacık fiziği, en basit tanımıyla minicik parçacıkları  birbirine çarpıştırarak sonuçlarını gözlenmeye dayalı fizik disiplini.  Bizi ilgilendiren en önemli çarpışmanın ise bundan yaklaşık <strong>13,7  milyar yıl önce</strong> gerçekleştiği tahmin ediliyor. <strong>Büyük  Patlama</strong> veya <strong>Bing Bang</strong> denilen bu çarpışma  evrenin ortaya çıkmasına yol açan bir dizi olayı tetikledi.<span id="more-2142"></span></p>
<p><img title="CERN " src="http://i976.photobucket.com/albums/ae245/disturblog/lhcfds_2.jpg" alt="lhcfds 2  Herkesin anlayabileceği kelimelerle CERN deneyi" width="532" height="344" /></p>
<p><strong>Büyük Patlama</strong> esnasında ortaya inanılmaz bir enerji  ve ısı çıktı. Zaman içinde yoğunlaşmış bu enerji seyreldi ve evren  soğumaya başladı. Bilim adamları bu soğumanın hala devam ettiğini  söylüyorlar. Burada önemli bir detay var. Evrenin soğuması, aslında  bildiğimiz fizik kurallarının da değişmesine yol açıyor.</p>
<p>Bugün mutlak doğru olarak kabul ettiğimiz bazı <strong>fizik  kurallarının</strong>, evrenin ilk aşamalarında çok daha farlı olduğu  tahmin ediliyor. Keşke bir zaman makinemiz ve çok büyük ısılara duyarlı,  arkasında durarak rahatça gözlem yapılabilecek bir cihazımız olsaydı…</p>
<p>Bu pek mümkün olmadığına göre, evrenin ilk anlarında gerçekten neler  olup bittiğini gözlemlemek için zaman yolculuğu yerine, yerin 100 metre  altında, 27 kilometre uzunluğunda bir tünel kazmak ve <strong>Büyük  Patlama</strong>‘nın minicik bir benzerini laboratuar koşullarında  gerçekleştirmek de işimizi görebilir.</p>
<p>İşte <strong>CERN</strong>‘deki deneyin özü bu.<strong> Büyük Patlama</strong>‘yı  kontrollü bir ortamda ve çok daha küçük bir ölçekte yeniden oluşturmak  ve sonuçlarını gözlemlemek. Bu sayede bugün tanımlayabildiğimiz  parçacıkların belki de ilk zamanlardaki bambaşka özelliklere sahip  olduğunu keşfetmemize yardım edebilir.</p>
<p><img title="CERN " src="http://i976.photobucket.com/albums/ae245/disturblog/lhcfds_3.jpg" alt="lhcfds 3  Herkesin anlayabileceği kelimelerle CERN deneyi" width="532" height="355" /></p>
<p>Evrenin ilk anlarına tanıklık etme sevdasının yanı sıra bilim  adamları, yer çekimini oluşturan ve tüm galaksiyi bir arada tutan <strong>karanlık  maddenin</strong> varlığını da bu deneyle kanıtlamaya çalışıyorlar.  Karanlık madde ne yazık ki gözle görülebilecek bir şey değil ama deney  sonucunda varlığına dair ipuçları elde etmek, 1933 yılından beri bu  maddenin devam eden varlığına dair iddiaları ispatlayabilir.</p>
<p>Bu deney için bilim adamları <strong>3,5 TeV</strong> enerjiye sahip  iki atom parçacıcığını birbirleri ile toplamda <strong>7 TeV</strong>‘lik  bir güçle çarpıştırdılar. TeV yani tera (trilyon) elektron volt. İşin  içinde “trilyon” girince herkes bu büyük rakam karşısında bir an durup  düşünür: Bu kadar büyük bir gücün <strong>Dünya’yı yok etme ihtimali  olabilir mi</strong>?</p>
<p>Aslında bu <strong>sandığınız kadar büyük bir enerji değil</strong>.  Orantılı olarak karşılaştırıldığında 3,5 TeV yaklaşık olarak 100 kiloluk  bir insana 350 bin tonluk güç uygulanmasına eş değer. Fakat söz konusu  olan atomdan bile küçük bir proton olunca, ortaya çıkan enerji sadece  proton için çok büyük kalıyor.</p>
<p><img title="CERN " src="http://i976.photobucket.com/albums/ae245/disturblog/lhcfds_4.jpg" alt="lhcfds 4  Herkesin anlayabileceği kelimelerle CERN deneyi" width="533" height="294" /></p>
<p>Ama asıl soru ve itirazlar bu çarpışma sonucunda ortaya çıkabilecek  minik k<strong>ara deliklerin</strong> Dünya’nın sonunu getirecekleri  üzerine odaklandı. Eğer <strong>CERN</strong>‘deki bilim adamlarına  güveniyorsanız bu konuda endişe edilecek bir şey yok.</p>
<p>Çünkü bu çapta çarpışmalar evrenin farklı köşelerinde defalarca doğal  olarak zaten gerçekleşiyor ve şimdiye kadar Dünya yakınında gerçekleşen  bu olaylar, Dünya’yı yutacak kadar büyük bir kara delik oluşturmadı. <strong>CERN</strong>‘dekiler  de işte buna güveniyorlar.</p>
<p>Bundan yaklaşık 1 yıl sonra gerçekleşmesi planlanan daha büyük  deneyde <strong>14 TeV</strong>‘lik bir çarpışma gerçekleşecek. Bilim  adamları çok büyük ihtimalle ortaya <strong>bir kara delik çıkmayacağın</strong>ı,  çıksa bile kısa sürede kendiliğinden yok olacağını söylüyorlar.</p>
<p>Yani sonucunda elde edilecek bilgilere ulaşmak için alınan risk son  derece küçük bir oranda… Umarız sonucunda bu riske değecek bulgulara  ulaşılabilir…</p>
<p><img class="alignnone" title="CERN DENEYİNDEN KARELER" src="http://i976.photobucket.com/albums/ae245/disturblog/lhcfds_5.jpg" alt="CERN DENEYİNDEN KARELER" width="532" height="708" /></p>
<p>Kaynak:thenextweb.com daha geniş bilgi için -&gt; www.chip.com.tr/konu/asrin-deneyi-orada-aslinda-neler-oluyor_19288.html</p></blockquote>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fteknoloji%2Fanlayacagimiz-dilden-cern-deneyi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/teknoloji/anlayacagimiz-dilden-cern-deneyi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oksijensiz Yaşayan Canlılar Keşfedildi</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/oksijensiz-yasayan-canlilar-kesfedildi.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/oksijensiz-yasayan-canlilar-kesfedildi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 15:45:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[miller deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[oksijenli solunum]]></category>
		<category><![CDATA[oksijensiz solunum]]></category>
		<category><![CDATA[oksijensiz solunum fermantasyon]]></category>
		<category><![CDATA[oksijensiz solunum nedir]]></category>
		<category><![CDATA[oksijensiz solunum ve çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[oksijensiz solunum yapan canlılar]]></category>
		<category><![CDATA[oksijensiz solunumun özellikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2137</guid>
		<description><![CDATA[Akdeniz&#8217;in dibinde nefes almak ve üremek için oksijene ihtiyaç duymayan canlı türleri keşfedildi.

Girit kıyısının 200 km açığında 3,5 kilometre derinlikte okyanus zemininde bulunan, 1 mm boyunda kabuklu bir deniz anasını andıran üç tür canlı neredeyse hiç oksijenin olmadığı bir bölgede bulundu.
Koruyucu kabukları nedeniyle Loriciferans (kısaca lorica) olarak adlandırılan canlılar, İtalya&#8217;nın Marche Teknik Üniversitesi&#8217;nden Robert Danovaro yönetimindeki bir ekip tarafından keşfedildi.
Türlerden biri Doktor Danovaro&#8217;nun karısına ithafen Spinoloricus Cinzia olarak adlandırıldı. Rugiloricus ve Pliciloricus olarak bilinen diğer ikisine ise henüz resmi olarak isim verilmedi.
Araştırmada bulunan türler hayattalardı ve ikisi yumurta taşıyordu. Yumurtaların alınması sırasında ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><em>Akdeniz&#8217;in dibinde nefes almak ve üremek için oksijene ihtiyaç duymayan canlı türleri keşfedildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em><img class="alignnone" title="Oksijensiz Yaşam Bulundu" src="http://i976.photobucket.com/albums/ae245/disturblog/Loriciferans_1613182c.jpg" alt="" width="460" height="288" /></em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Girit kıyısının 200 km açığında 3,5 kilometre derinlikte okyanus zemininde bulunan, 1 mm boyunda kabuklu bir deniz anasını andıran üç tür canlı neredeyse hiç oksijenin olmadığı bir bölgede bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-2137"></span>Koruyucu kabukları nedeniyle <em>Loriciferans</em> (kısaca lorica) olarak adlandırılan canlılar, İtalya&#8217;nın Marche Teknik Üniversitesi&#8217;nden Robert Danovaro yönetimindeki bir ekip tarafından keşfedildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Türlerden biri Doktor Danovaro&#8217;nun karısına ithafen <em>Spinoloricus Cinzia</em> olarak adlandırıldı. <em>Rugiloricus</em> ve <em>Pliciloricus </em>olarak bilinen diğer ikisine ise henüz resmi olarak isim verilmedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmada bulunan türler hayattalardı ve ikisi yumurta taşıyordu. Yumurtaların alınması sırasında ölseler de, yumurtalar gemide kuluçkaya yatırıldı ve oksijensiz ortamda yumurtadan çıktılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Profesör düşüncelerini şöyle ifade etti: &#8220;Bu canlıların oksijensiz yaşayabiliyor olmaları gerçekten gizemli; şu ana kadar yalnızca bakterilerin oksijensiz yaşayabildiğini sanıyorduk.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Oksijensiz ortamda yaşayabilen canlıların üzerinde yapılacak araştırmalar diğer gezegenlerde yaşam olasılığını değerlendirme konusunda da faydalı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Foksijensiz-yasayan-canlilar-kesfedildi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/oksijensiz-yasayan-canlilar-kesfedildi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fok soyunda da geçiş formu</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/fok-soyunda-da-gecis-formu.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/fok-soyunda-da-gecis-formu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 22:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ara geçiş formu]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim nedir]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[geçiş formları]]></category>
		<category><![CDATA[geçiş formu]]></category>
		<category><![CDATA[puijila]]></category>
		<category><![CDATA[puijila darwini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2084</guid>
		<description><![CDATA[Amerikalı ve Kanadalı paleontologlar, Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan bir adada günümüz fok, deniz aslanı ve ayıbalığı gibi &#8220;yüzgeç bacaklı&#8221; deniz memelilerinin atası olduğu düşünülen bir etçil memeliye ait fosillerin, bu hayvanların karadan sucul yaşama geçtiklerini gösteren ve uzun süredir aranan bir &#8220;geçiş formu&#8221;na ait olduğunu belirlediler. Puijila darwini adı verilen hayvanın kemikleri, Kanada kıyılarına yakın Devon adasındaki bir krater gölünden kalma tortullar içinde bulundu. Bu da bir zamanlar karada yaşayan yüzgeç bacaklıların denizlerden önce tatlı suda yaşamaya uyum sağladıklarını gösteriyor. Puijila&#8216;nın yassılaşmış ayak kemikleri, yüzgeçlere değil, perdeli ayaklara sahip ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="Puijila Darwini" src="http://img696.imageshack.us/img696/9277/puijila.jpg" alt="" width="240" height="316" />Amerikalı ve Kanadalı paleontologlar, Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan bir adada günümüz fok, deniz aslanı ve ayıbalığı gibi &#8220;yüzgeç bacaklı&#8221; deniz memelilerinin atası olduğu düşünülen bir etçil memeliye ait fosillerin, bu hayvanların karadan sucul yaşama geçtiklerini gösteren ve uzun süredir aranan bir &#8220;geçiş formu&#8221;na ait olduğunu belirlediler.<span id="more-2084"></span> <em>Puijila darwini </em>adı verilen hayvanın kemikleri, Kanada kıyılarına yakın Devon adasındaki bir krater gölünden kalma tortullar içinde bulundu. Bu da bir zamanlar karada yaşayan yüzgeç bacaklıların denizlerden önce tatlı suda yaşamaya uyum sağladıklarını gösteriyor. <em>Puijila</em>&#8216;nın yassılaşmış ayak kemikleri, yüzgeçlere değil, perdeli ayaklara sahip olduğunu ve hem ön ayaklarını hem de arka ayaklarını kullanarak yüzdüğünü gösteriyor. Ayrıca iri kemikleri, büyük kaslarla donatılmış güçlü bacakların göstergesi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" title="Puijila Darwini" src="http://img28.imageshack.us/img28/9375/puijiladarwini.jpg" alt="" width="500" height="355" /></p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Kaynak:</strong> NTV Bilim</em></p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Ffok-soyunda-da-gecis-formu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/fok-soyunda-da-gecis-formu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayal Kurmak Beyni Çalıştırıyor</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/hayal-kurmak-beyni-calistiriyor.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/hayal-kurmak-beyni-calistiriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 21:20:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[fmri]]></category>
		<category><![CDATA[hayal kurmak]]></category>
		<category><![CDATA[hayal kurmak nedir]]></category>
		<category><![CDATA[manyetik rezonans]]></category>
		<category><![CDATA[manyetik rezonans mr]]></category>
		<category><![CDATA[manyetik rezonans nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2036</guid>
		<description><![CDATA[University of British Columbia (Kanada) araştırmacılarının &#8220;işlevsel manyetik rezonans görüntüleme&#8221; tekniğiyle yürüttükleri deneyler, beynimiz &#8220;gezinmeye&#8221; başladığında daha fazla etkinleştiğini gösteriyor. fMRI beynin etkinleşen bölgeleriyle kan dolaşımı arasındaki doğrudan ilişkiye dayanan bir teknik. Beyin hücreleri etkinleştiklerinde oksijen tüketimleri artıyor. Oksijeni de, en yakın kılcal damar içinde dolaşan kandaki kırmızı kan hücrelerinden temin ettikleri için o bölgeye kan akışında bir artış oluyor ve bu da manyetik rezonans sinyalinde bir güçlenme halinde ekrana yansıyor.
Çalışmayı yöneten Prof. Kalina Christoff&#8217;a göre, &#8220;hayal kurmayı tembellik ya da dikkat dağınıklığıyla ilişkilendiren yaygın inanışın aksine, hayal kurarken beyinlerimiz, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="fMRI" src="http://img130.imageshack.us/img130/1696/fmri.jpg" alt="" width="251" height="167" />University of British Columbia (Kanada) araştırmacılarının &#8220;işlevsel manyetik rezonans görüntüleme&#8221; tekniğiyle yürüttükleri deneyler, beynimiz &#8220;gezinmeye&#8221; başladığında daha fazla etkinleştiğini gösteriyor. fMRI beynin etkinleşen bölgeleriyle kan dolaşımı arasındaki doğrudan ilişkiye dayanan bir teknik. B<span id="more-2036"></span>eyin hücreleri etkinleştiklerinde oksijen tüketimleri artıyor. Oksijeni de, en yakın kılcal damar içinde dolaşan kandaki kırmızı kan hücrelerinden temin ettikleri için o bölgeye kan akışında bir artış oluyor ve bu da manyetik rezonans sinyalinde bir güçlenme halinde ekrana yansıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çalışmayı yöneten Prof. Kalina Christoff&#8217;a göre, &#8220;hayal kurmayı tembellik ya da dikkat dağınıklığıyla ilişkilendiren yaygın inanışın aksine, hayal kurarken beyinlerimiz, rutin işlere odaklandığı zamankinden çok daha aktif hale geçiyor&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmanın bulguları, uyku dışındaki zamanımızın üçte birini alabilen hayal kurma faaliyetinin, dikkatimizi bilinçsiz olarak önümüzdeki işlerden uzaklaştırıp yaşamımızdaki önemli sorulara yönelten bir zihinsel durum olduğunu gösteriyor. Çünkü eskiden beyinlerin &#8220;gezindiği&#8221; sırada yalnızca kolay, rutin işlerle ilgilenen merkezlerin &#8220;nöbette olduğu&#8221; düşünülürken, fMRI görüntüleri sorun çözmeyle ilgili bölgelerin de dahil olduğu çok daha geniş bir etkinleşmeyi ortaya koyuyor.</p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fhayal-kurmak-beyni-calistiriyor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/hayal-kurmak-beyni-calistiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mars&#8217;ta Hayat Olasılığı</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/marsta-hayat-olasiligi.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/marsta-hayat-olasiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 11:26:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[mars]]></category>
		<category><![CDATA[mars'ta hayat]]></category>
		<category><![CDATA[marsta hayat bulundu]]></category>
		<category><![CDATA[marsta hayat olasılığı]]></category>
		<category><![CDATA[marsta hayat varmı]]></category>
		<category><![CDATA[marsta su bulundu]]></category>
		<category><![CDATA[marsta yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[marsta yaşam varmı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2032</guid>
		<description><![CDATA[Mars&#8217;ın derinliklerinde donmuş halde su olması olasılığı gezegen yüzeyinin kilometrelerce altında hayat bulunması ihtimalini gündeme getirdi.
NASA ve çeşitli üniversitelerden bilimcilerce, Mars atmosferine önemli miktarda metan çıkışının kesin olarak belirlenmesi, &#8220;Kızıl Gezegen&#8221;in biyolojik ya da jeolojik bakımdan aktif olduğunu gösteriyor.
Mars atmosferini yıllar boyunca gözlemleyen ekipten NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi araştırmacılarından Michael Mumma, &#8220;Metan, Mars atmosferinde çeşitli süreçlerin işleyişiyle kısa sürede yok olması gereken bir gaz. Bu nedenle gezegenin kuzey yarıküresinde 2003 yılında gözlenen yoğun metan sorguçları, gezegen yüzeyinde devamlı bir metan üretim sürecinin varlığını gösteriyor&#8221; diyor.
Bir karbon atomuna bağlanmış dört ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" title="Mars'ta Hayat Olasılığı" src="http://img35.imageshack.us/img35/4286/marsed.jpg" alt="" width="197" height="220" />Mars&#8217;ın derinliklerinde donmuş halde su olması olasılığı gezegen yüzeyinin kilometrelerce altında hayat bulunması ihtimalini gündeme getirdi.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">NASA ve çeşitli üniversitelerden bilimcilerce, Mars atmosferine önemli miktarda metan çıkışının kesin olarak belirlenmesi, &#8220;Kızıl Gezegen&#8221;in biyolojik ya da jeolojik bakımdan aktif olduğunu gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-2032"></span>Mars atmosferini yıllar boyunca gözlemleyen ekipten NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi araştırmacılarından Michael Mumma, &#8220;Metan, Mars atmosferinde çeşitli süreçlerin işleyişiyle kısa sürede yok olması gereken bir gaz. Bu nedenle gezegenin kuzey yarıküresinde 2003 yılında gözlenen yoğun metan sorguçları, gezegen yüzeyinde devamlı bir metan üretim sürecinin varlığını gösteriyor&#8221; diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir karbon atomuna bağlanmış dört hidrojen atomundan oluşan metan, doğal gazın ana bileşeni. Gezegenbilimcilerin Mars&#8217;taki metan gazının izlerinin bulunması üzerinde böylesine durmalarının nedeni, Dünya&#8217;da canlı organizmaların besin maddelerini enerjiye dönüştürürken gezegenimizdeki metanın büyük bölümünü üretmeleri. Ancak metan, demirin oksitlenmesi gibi tümüyle jeolojik süreçler tarafından da üretilebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmacılar, eğer Mars&#8217;taki metan mikroskobik yaşam formları tarafından üretiliyorsa, bunların gezegenin donmuş yüzeyinde değil, suyun sıvı halde bulunabileceği derinliklerde toplanmış olmaları gerektiğini düşünüyorlar. Çünkü sıvı su, tanıdığımız tüm yaşam birimleri için gerekli. Güney Afrika&#8217;daki bazı bölgelerde, mikroorganizmaların yer yüzeyinin 2-3 kilometre altında yaşadıkları biliniyor. Bu derinliklerde doğal radyoaktivite, su moleküllerini hidrojen ve oksijen moleküllerine ayırıyor ve mikroorganizmalar da hidrojeni enerji gereksinimleri için kullanıyorlar. Mumma, Mars&#8217;ta da donmuş yüzeyin altında sıvı suyun bulunabileceği, radyasyonun gerekli enerjiyi vereceği, karbondioksitin de karbonu sağlayacağı derinliklerde; mikroorganizmaların milyarlarca yıl boyunca yaşamlarını sürdürebileceği ve biriken metanın da gezegenin ısındığı mevsimlerde krater duvarları ve kanyonlarda açılan çatlaklardan atmosfere çıkabileceği görüşünde.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Kaynak:</strong> NTV Bilim</em></p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fmarsta-hayat-olasiligi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/marsta-hayat-olasiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Irklar Arası Evrimsel Farklılıklar ve Seçilim Baskısı</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/irklar-arasi-evrimsel-farkliliklar-ve-secilim-baskisi.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/irklar-arasi-evrimsel-farkliliklar-ve-secilim-baskisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 15:25:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[doğal seçilim]]></category>
		<category><![CDATA[doğal seçilim nedir]]></category>
		<category><![CDATA[doğal seleksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ırkların oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[ırkların özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[seçilim baskısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2029</guid>
		<description><![CDATA[Evrimsel süreçte günümüz insanı çok uzun zaman önce şekil aldığı için tarihçiler çoğunlukla insan evrimini göz önünde bulundurmanın gerekmediğini varsayarlar. İnsan DNA’sının çözümlenmesi ile edinilen yeni bulguların ışığında bu varsayım hiç de güvenli görünmüyor.
50,000 yıl kadar önce Kuzey Doğu Afrika’daki anayurtlarını terk etmelerinden bu yana insanlar hem genetik sürüklenme olarak bilinen rastgele hareket, hem de doğal seçilim yoluyla evrimleşmeyi sürdürdüler. Doğal seçilimin insanları yakın dönemde (jeolojik anlamda yakın dönem) şekillendirdiği bölgelerde araştırmacılar fark ettiler ki, çeşitli kıtalardaki insanların yeni hastalıklara, iklim farklılıklarına, besinlere ve hatta davranışsal gereksinimlere uyum sağlayacak şekilde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="Irklar Arası Evrimsel Farklılıklar" src="http://img297.imageshack.us/img297/7840/evrimselfarklilik.jpg" alt="" width="203" height="169" />Evrimsel süreçte günümüz insanı çok uzun zaman önce şekil aldığı için tarihçiler çoğunlukla insan evrimini göz önünde bulundurmanın gerekmediğini varsayarlar. İnsan DNA’sının çözümlenmesi ile edinilen yeni bulguların ışığında bu varsayım hiç de güvenli görünmüyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-2029"></span>50,000 yıl kadar önce Kuzey Doğu Afrika’daki anayurtlarını terk etmelerinden bu yana insanlar hem genetik sürüklenme olarak bilinen rastgele hareket, hem de doğal seçilim yoluyla evrimleşmeyi sürdürdüler. Doğal seçilimin insanları yakın dönemde (jeolojik anlamda yakın dönem) şekillendirdiği bölgelerde araştırmacılar fark ettiler ki, çeşitli kıtalardaki insanların yeni hastalıklara, iklim farklılıklarına, besinlere ve hatta davranışsal gereksinimlere uyum sağlayacak şekilde değiştiği, genomlarımızdaki parmak izlerinden takip edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu değişimlerin pek çoğunun en önemli özelliği yerel olmaları. Belli bir kıtaya ait popülasyonda veya ırkta genler üzerindeki seçilim baskısının diğer bölgelerdeki ve ırktakilerden farklı olduğu anlaşıldı. Yine de bu genler insan genlerinin küçük bir kısmını oluşturuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">5,000 yıl önce Avrupa’nın kuzeyinde sığır güden insanlar arasında Laktoz toleransının (yetişkinlik döneminde loktozu düzenleyebilme becerisi) ortaya çıkışı yakın zamanlı doğal seçilime verilebilecek önemli bir örnek. Sütteki şekeri düzenleyen bir enzim olan laktaz sütten kesilmenin ardından çoğunlukla etkinliğini yitirir. Fakat sığır güden kimselerde yetişkinlik döneminde laktozun düzenlenebilmesi önemli bir besinsel avantaj sağladığı için laktaz genlerinin aktif kalmasını sağlayan bir genetik değişim popülasyonda yaygınlaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Laktoz toleransı yalnızca Avrupalılarda görülmez. 2006 yılında Maryland Üniversitesi’nden Sarah Tishkoff ve çalışma arkadaşları Doğu Afrika’dan 43 etnik grubu test ettiler ve her biri Avrupa’da olandan farklı üç ayrı mutasyon buldular. Bunların tümü yetişkinlikte laktaz geninin aktif kalmasını sağlıyor. Kenya ve Tanzanya’da bulunan bir mutasyonun 3,000 yıllık olabileceği düşünülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Laktoz toleransının bağımsız olarak dört kez evrimleşmiş olması yakınsak evrimin bir örneğidir. Avrupa ve Doğu Afrika popülâsyonlarında gerçekleşen farklı mutasyonlar, her birinin laktoz toleransını geliştirebilmesi için doğal seçilim tarafından korunmuştur. Afrika’da mutasyonu taşıyanlar diğerlerine oranla on kat daha fazla nesil bırakarak güçlü bir seçilim avantajı sağlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer tekil genleri araştıran araştırmacılar deri rengi, sıtmaya karşı bağışıklık ve tuz retansiyonu gibi koşullar sağlayan yakın zamanlı evrimsel gen değişikliklerine dair kanıtlar da buldular.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" title="Doğal Seçilim" src="http://img297.imageshack.us/img297/8884/irklar.jpg" alt="" width="300" height="423" /></p>
<p style="text-align: justify;">2006 yılında Chicago Üniversitesi’nden Benjamin Voight, Jonathan Pritchard ve çalışma arkadaşları Afrikalılar, Avrupalılar ve Doğu Asyalılarda doğal seçilim altında genleri araştırdılar. Her ırkta birbirinden farklı ortalama 200 genin seçilim izi taşıdığı görüldü. Bu durum her kıtadaki popülasyonun kendi yerel zorluklarına uyum sağladığını ortaya koyuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çoğu durumda seçilim baskısının kaynağını anlamak güçtür. Fakat taramalardan anlaşıldığı kadarıyla pek çok gen hastalık direnci ile bağıntılı ve bu durum hastalıkların güçlü bir seçilim etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Seçilim baskısı altındaki diğer bir gen kategorisi metabolizmayı işaret ediyor. Muhtemelen avcılık ve toplayıcılıktan tarıma geçişe bağlı olarak insanlar beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklere yanıt veriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçilen insan genlerinin listesi ortaya çıktıkça tarih ve genetik arasındaki etkileşim her iki bilime de yeni bakış açıları kazandırabilir. “Son 5,000 yılın evrimsel açıdan en önemli olayları, tarımın yaygınlaşması, nüfusların hastalık ve savaşlarla yok olması gibi kültürel olaylardır,” diyor Stanford’da bir popülasyon genetikçisi olan Marcus Feldman. Araştırmalardan da anlaşıldığı gibi bu kültürel vakaların insan genomunda derin izler bıraktığı ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kaynak: nytimes.com</em></p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Firklar-arasi-evrimsel-farkliliklar-ve-secilim-baskisi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/irklar-arasi-evrimsel-farkliliklar-ve-secilim-baskisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyimser Ol, Vizyonun Genişlesin</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/iyimser-ol-vizyonun-genislesin.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/iyimser-ol-vizyonun-genislesin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 18:46:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[iyimser]]></category>
		<category><![CDATA[iyimserlik]]></category>
		<category><![CDATA[iyimserlik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[iyimserlik ve kötümserlik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh haleti]]></category>
		<category><![CDATA[ruh haleti nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ruh hali]]></category>
		<category><![CDATA[ruh halleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2020</guid>
		<description><![CDATA[Hayata pembe gözlüklerle bakmanın faydaları, psikolojinin ilgi alanına giren bir konu; ama biyolojiyle daha içli dışlı olduğu kesin. Toronto Üniversitesi&#8217;nden (Kanada) araştırmacılar da, iyi ve kötü ruh hallerinin beynimizin görme korteksinin işleyiş biçimini ve dolayısıyla görüşümüzü de etkilediğini belirlediler. Çalışmayı yöneten psikoloji profesörü Adam Anderson ve ekibi, deneklere önce ruh hallerini iyi ya da kötü etkileyecek, ya da herhangi bir etki yapmayan bir dizi görüntü; sonra da ön planda bir yüz, çevresinde de, örneğin bir ev gibisinden &#8220;yer imgeleri&#8221;nin yer aldığı görüntüler izlettirmişler. Deneklerin dikkatini merkezdeki görüntü üzerinde yoğunlaştırmak için, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="İyimser Ol, Vizyonun Genişlesin" src="http://img121.imageshack.us/img121/7678/iyimserlik.jpg" alt="" width="226" height="169" />Hayata pembe gözlüklerle bakmanın faydaları, psikolojinin ilgi alanına giren bir konu; ama biyolojiyle daha içli dışlı olduğu kesin. Toronto Üniversitesi&#8217;nden (Kanada) araştırmacılar da, iyi ve kötü ruh hallerinin beynimizin görme korteksinin işleyiş biçimini ve dolayısıyla görüşümüzü de etkilediğini belirlediler. <span id="more-2020"></span>Çalışmayı yöneten psikoloji profesörü Adam Anderson ve ekibi, deneklere önce ruh hallerini iyi ya da kötü etkileyecek, ya da herhangi bir etki yapmayan bir dizi görüntü; sonra da ön planda bir yüz, çevresinde de, örneğin bir ev gibisinden &#8220;yer imgeleri&#8221;nin yer aldığı görüntüler izlettirmişler. Deneklerin dikkatini merkezdeki görüntü üzerinde yoğunlaştırmak için, görüntüdeki yüzün sahibinin erkek mi kadın mı olduğunu bulmaları istenmiş. Sonuçta deneklerin keyifsizken yüzün çevresindeki yer görüntülerini farketmedikleri, aynı görüntüleri kendilerini iyi hissettikleri zaman seyrettiklerinde, yer imgelerini de aldıkları belirlenmiş. Araştırmacılar, deneklerin algı düzeylerini, beynin &#8220;yer ve konum algı bölgesi&#8221; olan parahippokampal bölgenin hakeretlenmesini gözleyerek saptamışlar. Araştırmayı yöneten doktora öğrencisi Taylor Schmitz&#8217;e göre &#8220;iyi bir ruh hali dünyayı gördüğümüz pencereyi genişletiyor&#8221;. Bunun avantajı, nesneleri daha genel, daha bütüncül bir pencereden görmemizi sağlaması. Kötü tarafı ise, örneğin tehlikeli makineler kullanmak ya da hava alanlarında bagajların elektronik kontrolü gibi dikkatin odaklanması gereken durumlarda, tersine dikkati dağıtması.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Kaynak:</strong> NTV Bilim</em></p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fiyimser-ol-vizyonun-genislesin.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/iyimser-ol-vizyonun-genislesin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Reenkarnasyon Schrödinger&#8217;in Kedisini Kurtarabilir</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/reenkarnasyon-schrodingerin-kedisini-kurtarabilir.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/reenkarnasyon-schrodingerin-kedisini-kurtarabilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 21:14:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum fiziği]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[schrödinger denklemi]]></category>
		<category><![CDATA[schrödinger equation]]></category>
		<category><![CDATA[schrödinger in kedisi]]></category>
		<category><![CDATA[schrödinger'in kedi deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[schrödinger’in kedisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2019</guid>
		<description><![CDATA[Kuantum mekaniğinin 1927’de ortaya atılan Kopenhag yorumuna göre bir kuantum nesnesini gözlemlemek, onun durumunu bozar ve onu kuantum kurallarının dünyasından klasik fizik gerçeklerinin dünyasına taşır. Yeni ortaya atılan ve kuantum dünyasından klasik fizik dünyasına (ya da tersine klasik fizikten kuantuma) bu geçişi durdurmanın olanaklı olduğunu gösteren bir deney, bu iki dünya arasındaki farklılığı daha da bulanıklaştırıyor. Bu deneyden çıkacak başarılı bir sonuç, ilginç özellikleri olan kuantum bilgisayarlara da kapı açabilir.
Ölçülmeden önce atomların ve atom altı parçacıkların belirgin, sabit özellikleri yoktur; birbiriyle çelişkili de olabilen birçok özelliğin üst üste geldiği bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" title="Schrödinger'in Kedisi" src="http://img51.imageshack.us/img51/2469/schrodingerinkedisi.png" alt="" width="238" height="178" />Kuantum mekaniğinin 1927’de ortaya atılan Kopenhag yorumuna göre bir kuantum nesnesini gözlemlemek, onun durumunu bozar ve onu kuantum kurallarının dünyasından klasik fizik gerçeklerinin dünyasına taşır. Yeni ortaya atılan ve kuantum dünyasından klasik fizik dünyasına (ya da tersine klasik fizikten kuantuma) bu geçişi durdurmanın olanaklı olduğunu gösteren bir deney, bu iki dünya arasındaki farklılığı daha da bulanıklaştırıyor. Bu deneyden çıkacak başarılı bir sonuç, ilginç özellikleri olan kuantum bilgisayarlara da kapı açabilir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-2019"></span>Ölçülmeden önce atomların ve atom altı parçacıkların belirgin, sabit özellikleri yoktur; birbiriyle çelişkili de olabilen birçok özelliğin üst üste geldiği bir durum sergilerler. Bu görüşe en iyi örnek, bir düşünce deneyi olan ‘Schrödinger’in Kedisi’ paradoksudur. Deneyde bir kedi, içinde zehirli gaz bulunan bir şişeyle birlikte bir kutunun içine kilitlenmiştir. Kuantum parçacığının hangi durumda olduğu şişenin ve kedinin kaderini belirler; çünkü durumlardan birinde zehirli şişe kırılır, ötekindeyse sağlam kalır. Kutu kapalıyken, parçacık her iki durumun da eşzamanlı olarak üst üste geldiği ve bir arada bulunduğu haldedir; yani cam şişe hem kırılmış hem de kırılmamıştır. Bir başka deyişle kedi hem ölüdür hem de diri. Kutu açılırsa, bu üst üste gelme durumu, bir araya geldiği durumlardan birine çöker ve kedi artık klasik dille ya ölü ya da diri olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Santa Barbara’daki California Üniversitesi’nden Nadav Katz ve çalışma arkadaşları, yaptıkları bir deneyle parçacığı çökmenin kıyısından çekip çökmemiş hale, yani gözlenmemiş durumuna getirmeyi başardı. Aslında teknik olarak kediyi kutunun kıyısından gizlice gözetlediler, böylece kediyi ölümden döndürdüler.</p>
<p style="text-align: justify;">İsviçre’deki Cenevre Üniversitesi’nden, kuantum fizikçisi Markus Büttiker, Kopenhag yorumu ekolünde yetişmiş bir fizikçi için, herhangi bir çökmeme durumunun çok şaşırtıcı olduğunu söylüyor: “Kutuyu açtığınızda, kedi ya ölüdür ya da diri, arasında bir durum yoktur”. Ancak kuantum mekaniğinin yeni yorumlarından biri olan “bağlaşıksızlık (decoherence) kuramı” na göre çökme birdenbire olmaz. Kuantum sistemi çevresiyle etkileşir ve çökme aşamalı olarak gerçekleşir. 2006’da Riverside’daki California Üniversitesi’nden Alexander Korokotov ve New York’taki Rochester Üniversitesi’nden Andrew Jordan bu durumun, deneycilerin çökmeyi engellemeye müdahale edebilmesi için zaman kazandırabileceğini önermişti. Bu da Katz, Korotkov ve çalışma arkadaşlarının bu düşünceyi sınamak için yaptıkları deneye bir tasarı niteliğindeydi.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Yaşayan Ölü</h3>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="Schrödinger Denklemi" src="http://img199.imageshack.us/img199/9756/scholdingercat.jpg" alt="" width="200" height="253" />Schrödinger’in kedisinin yerine, Katz ve arkadaşları bir “faz qubiti” (qubit–kuantum bit) yaptı. Qubit, genellikle kuantum bilgisayarı deneylerinde kullanılır ve yalıtıcı bir kavşak tarafından kırılmış bir süperiletken devre içerir. Qubit, bu devredeki ilmek çevresinde akan ortalama akımdaki dalgalanmalardan oluşur ve ‘faz’ıyla nitelendirilir; bu faz, akımın kavşağı geçerken attığı adımın derecesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Qubit alçak ve yüksek olmak üzere iki farklı enerjide olabilir. Katz ve ekibi her iki enerjiyi de aynı anda ve üst üste taşıyan bir qubit hazırladı. Bu da deneysel olarak Scrödinger’in kedisinin aynı anda hem ölü hem diri olmasıyla eşdeğerdi. Qubitin enerjisini doğrudan ölçmeye yönelik herhangi bir girişim, kuantum durumunun bu iki enerji durumundan birisine geri dönülmez biçimde çökmesine neden olur. Tıpkı Schrödinger’in kutusunun açılması gibi. Katz, bu tam çökmeden kurtulmanın hilesinin, qubitin enerjisini dolaylı yollardan ve fark ettirmeden elde etmek olduğunu söylüyor. Ekip ardından “tünelleme” adı verilen kuantum mekaniksel olguya yönelmiş. Tünelleme, kuantum parçacıklarının kendi enerjilerini aşan bir engelle karşılaştığında, enerjisi atlayıp geçmeye yetmese dahi, tümüyle yansımayıp bir bölümünün engelin içinden geçmesi durumudur. Ekip bu engelin yüksekliğini kontrol eden devredeki akımı değiştirerek qubitin faz değiştirmesini daha zor hale getirmiş. Engel, düşük enerjili qubitlerin yeni bir faza geçmesine olanak vermeyecek kadar güçlüydü; ancak yüksek enerjili qubitlerin engelde bir geçiş bulmalarına yetebilecek biçimde ayarlanmıştı. Böylece, bir manyetik enerji patlamasının yardımıyla, qubitin geçiş yapıp yapmadığına bakarak, qubitin enerjisine ilişkin de bir fikir sahibi olunmuş.</p>
<p style="text-align: justify;">“En az heyecan verici sonuç, qubitin geçişi başarması” diyor Katz; çünkü bu, qubitin kesin olarak yüksek enerjili duruma çöktüğü ve tünellendiği anlamına geliyor. Katz’a göre bu, oyunun sonu demek. Yani kutuyu açıp kedinin ölü mü yoksa diri mi olduğuna bakmakla eşdeğer.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Zamanda Yolculuk</h3>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="Zaman Yolculuğu" src="http://img94.imageshack.us/img94/9168/zamanyolculugu.jpg" alt="" width="242" height="181" />Qubit tünellenmediğinde işler ilginç hale geliyor. Bu, qubitin düşük enerjili durumda olma olasılığını yükseltiyor. “Ancak kesin olarak bilmenize olanak olmadığından, bu ölçüm sistemin bir duruma çökmesi anlamına gelmiyor” diyor Katz ve ekliyor “ Kediyi kısa bir süreliğine gözetledik ve kapağı hemen kapattık”. Bu “zayıf” ölçüm çok az da olsa sistemi rahatsız ediyor. Katz, deneyin burada sonlanması durumunda, bu rahatsızlığın qubiti tam olarak düşük enerjili duruma çökmeye sürüklemeye yeteceğini vurguluyor. Ekip bu sonucu, benzer biçimde hazırlanmış binlerce qubitle ölçümü yineleyerek ve ardından bu noktada deneyi keserek doğrulamış. Bu aşamada qubitin durumunu ölçmenin, çoğu durumda daha düşük enerjili durumlara çökmeyle sonuçlandığını göstermiş. Bu da Schrödinger’in kutusunun kapağının yeniden açılarak, kedinin çok büyük olasılıkla ölü bulunacağı duruma denk geliyor. Çökmeyi engellemek için ekip tam çöküşe giden süreci tamamlamadan önce qubiti yakalamak zorundaydı; “yaptığımız şey hasarı düzeltmekti” diyor Katz. Qubitin enerji düzeylerini değiştirmek için standart bir teknik uygulamışlar. Bu teknikte, özel olarak hazırlanmış bir mikrodalga atımı (pulse) devreye sokulmuş. Bu da qubitin yüksek enerjili durumdan düşüğe ya da düşük enerjili durumdan yüksek olana dönmesini sağlamış. Bu değişim sayesinde, zayıf ölçümler yinelendiğinde, ilk ölçümlerindeki etkiyi tümüyle yok edecek bir bozulmaya neden olmuşlar. Kediyi ilk gözetlediklerinde ölüme sürüklerken ikinci kez gözetlediklerinde canlı halde bulmuşlar; bu da başladıkları noktaya geri dönülmesi anlamına geliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekip, deneyleri birçok kez yineleyerek durumun çökmeden özgün haline geri döndüğünü istatistiksel olarak da doğrulamış. Deneyin sonunda durumu ölçerek, beklendiği gibi yüksek (ya da düşük) enerjili durumlarından birisinde olduğunu bulmuşlar.</p>
<p style="text-align: justify;">“Veriler çok net” diyor Büttiker ve ekliyor “Bu devrimsel bir deney”. Leeds Üniverstesi’nden kuantum fizikçisi Vlatko Vedral de bu sonucun klasik gerçeklik anlayışımızın ne kadar naif olabileceği konusunda bir uyarı olduğunu belirtiyor ve bu ölçümlerin, gerçekliği ortaya çıkardığını varsayamayacağımızı söylüyor; çünkü ölçümün etkilerini silip yeni baştan ölçmek mümkün. Avustralya’daki Melbourne Üniversitesi’nden kuantum kuramcısı Maximilian Schlosshauer de “Kuantum dünyası daha somutlaşırken gerçekliğin doğası daha da gizemli hale geliyor.” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Kaynak:</strong> BİLİM ve TEKNİK</em></p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Freenkarnasyon-schrodingerin-kedisini-kurtarabilir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/reenkarnasyon-schrodingerin-kedisini-kurtarabilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>4000 yıl önceki insan buna benziyor</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/4000-yil-onceki-insan-buna-benziyor.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/4000-yil-onceki-insan-buna-benziyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 11:13:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[4 bin yıllık insan kalıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[4000 yıllık insan kalıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[4000 yıllık saç teli]]></category>
		<category><![CDATA[DNA]]></category>
		<category><![CDATA[DNA analiziyle ilk insan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insan fosili]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insan Inuk resmi]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insan nasıldı]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insan tasviri]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insanın resmi]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insanın tasviri]]></category>
		<category><![CDATA[Inuk]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Eske Willerslev]]></category>
		<category><![CDATA[Sakkak]]></category>
		<category><![CDATA[Sakkak kültürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2013</guid>
		<description><![CDATA[4000 yıl önceki insanın resmi çizildi
Kopenhag Üniversitesi bilim adamları Grönland’ta bulunan ve 4000 yıl öncesine ait olduğu belirlenen, bugüne kadar bulunan insana ait en eski gen örneği olan insan saçının analizini yaptı.
İlk insan nasıldı
Araştırma ekibi gen sahibine Grönland dilinde &#8220;insan&#8221; anlamına gelen &#8220;Inuk&#8221; adını verdi. Yapılan analizlerde saç sahibinin; kahverengi gözlü, kalın ve uzun saçlı olduğu ancak kelleşmek üzere olduğu, Sibirya&#8217;dan gelmiş olduğu, ön dişlerinin kürek şeklinde olduğu, bulunan kulak kirinden kulak enfeksiyonu geçirmiş olabileceği ve genç yaşta öldüğü saptandı. Bilim adamları bu bilgilere dayanarak ilk insan Inuk&#8217;un resmini çizdi.(makalenin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><a href="http://disturblog.com/bilim/4000-yil-onceki-insan-buna-benziyor.html"><img class="alignleft" title="İlk insan neye benziyordu?, ilk insan nasıldı?, ilk insan resmi" src="http://img705.imageshack.us/img705/7305/ilkinsanresmi.jpg" alt="İlk insan neye benziyordu?, ilk insan nasıldı?, ilk insan resmi" width="161" height="86" /></a>4000 yıl önceki insanın resmi çizildi</h3>
<p style="text-align: justify;">Kopenhag Üniversitesi bilim adamları Grönland’ta bulunan ve 4000 yıl öncesine ait olduğu belirlenen, bugüne kadar bulunan insana ait en eski gen örneği olan insan saçının analizini yaptı.</p>
<h3 style="text-align: justify;">İlk insan nasıldı</h3>
<p style="text-align: justify;">Araştırma ekibi gen sahibine Grönland dilinde &#8220;<strong>insan</strong>&#8221; anlamına gelen &#8220;<strong>Inuk</strong>&#8221; adını verdi. Yapılan analizlerde saç sahibinin; kahverengi gözlü, kalın ve uzun saçlı olduğu ancak kelleşmek üzere olduğu, Sibirya&#8217;dan gelmiş olduğu, ön dişlerinin kürek şeklinde olduğu, bulunan kulak kirinden kulak enfeksiyonu geçirmiş olabileceği ve genç yaşta öldüğü saptandı. Bilim adamları bu bilgilere dayanarak ilk insan Inuk&#8217;un resmini çizdi.(<strong><em>makalenin devamında Inuk&#8217;un biraz daha büyük resmini görebilirsiniz</em></strong>) Saçın Grönland&#8217;ta bulunmasına rağmen Grönlandlıların doğrudan atası olmadığı, Inuk&#8217;un &#8220;<strong>Sakkak</strong>&#8221; kültüründen <span id="more-2013"></span>geldiği belirtildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştıma ekininden Prof. Eske Willerslev&#8217;e göre Inuk&#8217;un metebolizması soğuk iklim koşullarına uyum sağlayacak şekilde değişim geçirmiş. Ayrıca Prof. Eske Willerslev&#8217;e göre arkeolojik kalıntılar da Inuk&#8217;un ait olduğu sakkakların fok ve deniz kuşu avlayarak beslendiğini, soğuk hava şartlarına rağmen ince çadırlarda yaşadıklarını gösteriyor.</p>
<h3><img class="aligncenter" title="İlk insan neye benziyordu?, ilk insan nasıldı?, ilk insan resmi" src="http://img705.imageshack.us/img705/7305/ilkinsanresmi.jpg" alt="İlk insan neye benziyordu?, ilk insan nasıldı?, ilk insan resmi" width="432" height="237" /></h3>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2F4000-yil-onceki-insan-buna-benziyor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/4000-yil-onceki-insan-buna-benziyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsana Has İlginç Özellikler</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/insana-has-ilginc-ozellikler.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/insana-has-ilginc-ozellikler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2010 22:46:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[aşk hormonu]]></category>
		<category><![CDATA[batıl inanç]]></category>
		<category><![CDATA[bencil gen]]></category>
		<category><![CDATA[Bruce Hood]]></category>
		<category><![CDATA[burun karıştırma]]></category>
		<category><![CDATA[charles darwin]]></category>
		<category><![CDATA[darwin]]></category>
		<category><![CDATA[Determinist nedir]]></category>
		<category><![CDATA[diğerkamlık nedir]]></category>
		<category><![CDATA[dinin batıl inançlar üzerindeki etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[endorfin nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[genital bölgedeki kıllar]]></category>
		<category><![CDATA[ilginç araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[insan evrimi]]></category>
		<category><![CDATA[insanı insan yapan değerler]]></category>
		<category><![CDATA[insanın ilginç özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kortizol nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Neden rüya görürüz?]]></category>
		<category><![CDATA[Oksitosin nedir]]></category>
		<category><![CDATA[richard dawkins]]></category>
		<category><![CDATA[stres hormonu]]></category>
		<category><![CDATA[yüz kızarması]]></category>
		<category><![CDATA[yüz kızarmasının nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2012</guid>
		<description><![CDATA[1- Başkalarını Düşünme &#8211; Diğerkamlık (başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözetme)
Bencillik insan ilişkileri açısından bakıldığından kötü ve yanlış olmasına rağmen evrimsel açıdan anlamlı ve mantıklıdır. Bireyin, karşılığında fayda görmeyeceğini bile bile başkası için zaman harcaması, fedakarlık yapması, cömert olması hayatta kalma bağlamında bireye hiç bir yardım sağlamaz bu yüzden evrimsel açıdan bencil olmak mantıklıdır.
&#8220;Bencil Gen&#8221; kitabının yazarı Richard Dawkins kitapta insanların bencil olarak dünyaya geldiklerini başkalarını düşünme, cömertlik, ve fedakarlık gibi bir özelliklere sahip olmadığını ancak daha sonra bu özelliklerin öğrenildiğini savunuyor. Eğer yanlış hatırlamıyorsam Freud da insanların bebekliklerinde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><a href="http://disturblog.com/bilim/insana-has-ilginc-ozellikler.html"><img class="alignleft" title="insanı insan yapan değerler" src="http://img96.imageshack.us/img96/8507/insan4n.jpg" alt="insanı insan yapan değerler" width="222" height="133" /></a>1- Başkalarını Düşünme &#8211; Diğerkamlık (başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözetme)</h3>
<p style="text-align: justify;">Bencillik insan ilişkileri açısından bakıldığından kötü ve yanlış olmasına rağmen evrimsel açıdan anlamlı ve mantıklıdır. Bireyin, karşılığında fayda görmeyeceğini bile bile başkası için zaman harcaması, fedakarlık yapması, cömert olması hayatta kalma bağlamında bireye hiç bir yardım sağlamaz bu yüzden evrimsel açıdan bencil olmak mantıklıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<strong>Bencil Gen</strong>&#8221; kitabının yazarı <strong>Richard Dawkins</strong> kitapta insanların bencil olarak dünyaya geldiklerini başkalarını düşünme, cömertlik, ve fedakarlık gibi bir özelliklere sahip olmadığını ancak daha sonra bu özelliklerin öğrenildiğini savunuyor. Eğer yanlış hatırlamıyorsam <strong>Freud</strong> da insanların bebekliklerinde <span id="more-2012"></span>bencil &#8211; ben merkezli olduklarını savunuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Son yıllarda yapılan araştırmalarla insanların karşılıksız fedakarlık yapabileceği ortaya koyuldu. Araştırma sonuçları biyologların diğerkamlığın insan doğasının bir parçası olduğu sonucunu çıkartmasına neden oldu. Ancak biyologlar diğerkamlığın nasıl evrildiğini ya da neden evrildiğine henüz açıklama getiremiyorlar.</p>
<h3 style="text-align: justify;">2- Öpüşmek</h3>
<p style="text-align: justify;">Dudak dudağa öpüşmek, genlerimizde olan birşey değil dolayısıyla her kültürde bulunmuyor. Ancak insanlarda oluşan öpüşme isteğinin nedeni hakkında bazı tezler var. Örneğin insanların bebekken emzirilme anında hissettikleri güven, rahatlık, sevgi, haz unsurları insanda öpüşme isteği oluşturuyor. Aynı şekilde küçükken atalarımızın yavrularını beslerken besinleri önce ağızlarında çiğneyerek yavrularına vermesi de insanda öpüşme isteğini uyandırdığına dair tezlerden biri.</p>
<p style="text-align: justify;">Öpüşmenin <em><strong>Oksitosin</strong></em><em> (aşk hormonu olarakta bilinir) hormonunun salgılanmasını artırdığını ve <strong>Kortizol</strong> (stres hormonu) hormonunun salgılanmasını azalttığı biliyor. </em>Konuyu biraz daha bilimsel ve somutlaştırarak incelediğimizde dudaklardaki nöronların beynin haz alma merkezleriyle olan doğrudan erişim özelliğine varıyoruz. Bu da ilgili hormonların salgılanma ölçüsündeki değişimlerin nedenini açıklıyor.</p>
<h3 style="text-align: justify;">3- Yüz Kızarması</h3>
<p style="text-align: justify;">İnsanlarda ırk ve renk fark etmeksizin yüz kızarma özelliği vardır. Genellikle kişilerin kendilerini suçlu hissettiklerinde, yalan söylediklerinde veya köşeye sıkıştıklarında yüzleri kızarır. &#8220;<strong>Peki insanın yüzünün kızarmasının nedeni nedir?</strong>&#8221; sorusuna Charles Darwin&#8217;nin dahi cevap veremediği söyleniyor. Darwin, yüzün kızarmasına ve renk değiştirmesine hiç bir hayvanda rastlamadığını ama her insanda bu özelliğin olduğunu söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde bilim adamları bu konuyu araştırmaktalar ve ortaya bir çok tez sunuyorlar. Tezlerden birine göre; başlarda insan, içinde bulunduğu ortamda diğer insanları kendinden üstün olduğunu düşündüğü için yüzünün kızarıyordu. Sonraları toplumsal etkileşimlerin artmasıyla kişinin yüzünün kızarması onun düşüncelerinin ne kadar masum olduğunu gösterdiği sonucuna varıldı. Ve erkeklerin yüzleri kadınlara oranla daha az kızarıyor.</p>
<h3 style="text-align: justify;">4- Rüyalar</h3>
<p style="text-align: justify;"><strong>Neden rüya görürüz? </strong>bu soruya şimdiye kadar açıklama getirilemedi. Freud&#8217;a göre rüyalar bilinç altına açılan birer penceredir. Ama bilim adamlarının çoğu bu düşünceyi desteklemiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmalara göre gün içinde yapılan kısa şekerlemeler duygusal anıları düzene sokuyor. Rüyalar, duyuların işlemden geçmesinde kritik bir rol oynuyorlar. Uykuda hızlı göz hareketlerinin sayısı (REM &#8211; Rapid Eye Movement) ne kadar fazlaysa anılar da o kadar fazla işlemden geçiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuyla ilgili ortaya atılan tezlerden birine göre REM anında görülen rüyalar güçlü duygusal anıların şiddetini azalttıyor. Bu şekilde anıları beynimizde saklarken bunlara eşlik eden duygular zaman içerisinde etkisini kaybediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Son zamanlarda rüyalarının tümünün REM uykusu sırasında görülmediği ortaya çıktı. Hem REM uykusu rüyalarının hem de REM &#8211; dışı rüyaların kendine has özellikleri var. REM uykusu sırasında görülen rüyalar daha öyküsel bir kurguya sahip ve daha fazla şiddet içeriyor. Böylece gerçek hayatımızda şiddet içeren ilişkilerle daha başarılı baş edebiliyoruz. Rem dışı rüyaların içeriğinin ise işbirliği içeren ilişkileri desteklediği savunuluyor.</p>
<h3 style="text-align: justify;">5- Batıl İnanç</h3>
<p style="text-align: justify;">İngiltere &#8211; Bristol Üniversitesi’nden Bruce Hood, insan beyninin çevredeki düzeni ve yapıyı tahmin etmek üzerine tasarlandığını, herkesin birer <strong>determinist </strong>(Determinist nedir : <span style="text-decoration: underline;">bir olgunun aynı koşullar ve aynı bileşenler dahilinde her zaman aynı sonucu vereceğini ve bu durumun her zaman öngörülebileceğini söyleyen görüşe inanan kişi</span>) olduğunu, yani her olayın aslında önceden yaşanılan olayların birer sonucu olduğunun tahmin edildiğini ve bunun sonucunda insanların batıl inançlara açık hale geldiğini ifade ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı insanların yanlarında uğur getirdiklerine inandıkları bir takım cisimleri taşımaları batıl inançlara örnek olarak verilebileceği gibi insanların yaşadıkları sıkıntıların nedenini &#8220;<strong>mensubu oldukları dinin gereklerine uymadıkları</strong>&#8221; olduğunu düşünmesi de dinin batıl inançlar üzerindeki etkisine örnek olabilir.</p>
<h3 style="text-align: justify;">6- Burun Karıştırma</h3>
<p style="text-align: justify;">Burun karıştırma eyleminin insan için çok özel bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Yanlış hatırlamıyorsam belgesellerde bazen maymunlar da parmaklarını burunlarına sokuyorlardı. Aynı şekilde ineklerde dillerini çıkarıp yalandıklarında burun deliklerine kadar dillerini ulaştırıyorlar. Belki onlarda uygun parmaklara sahip olsalardı burunlarını karıştırabilirlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">1966 yılında New York Devlet Üniversitesi’nden Sidney Tarachow tarafından burun karıştırmayla alakalı bir araştırma yapılmış. Araştırmacı burun karştırma nedeninin &#8220;<strong>parmağa takılanların çok tatlı olması</strong>&#8221; cevabını almış.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir başka araştırma ise Hindistan&#8217;da yapıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hindistan &#8211; Bangalore şehrinde <strong>Ulusal Ruh Sağlığı ve Nörobilim Enstitüsü’nden </strong>Chittaranjan Andrade ve B.S. Srihari tarafından 2001 yılında 200 yetişkin üzerinde yapılan araştırmada herkesin dört kere burnunu karıştırdığını ortaya çıkarıldı.</p>
<h3 style="text-align: justify;">7- Sanat</h3>
<p style="text-align: justify;">Evrimin babası Darwin, sanatın köklerinin cinsel seçilimde yattığını iddia etmiş olsa da bugüne dek İnsanoğlunun sanatsal eylemlerde bulunma isteğinin evrimle nasıl ilişkilendirileceği konusunda kesin bir değerlendirme henüz yapılamadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Santa Barbara -Kaliforniya Üniversitesi’nden evrim psikologları John Tobby ve Leda Cosmides, estetik deneyimlerin peşinde koşma merakının, dünyanın başka yönlerini öğrenmemizde bizlere yol gösterdiğini düşünüyor. İnsan beyni, bu farklı halleri doğuştan sahip olduğu donanımla algılayamayacağı için sanattan yardım istiyor olabilir. Auckland Üniversitesi’nden Brian Boyd da sanatın bir çeşit entellektüel oyun olduğuna ve insanları yeni ufuklara açılmaya teşvik ettiğine inanıyor.</p>
<h3 style="text-align: justify;">8- Gülmek</h3>
<p style="text-align: justify;">ABD’nin Baltimore Maryland Üniversitesi’nde nörolojist olarak çalışan Robert R. Provine ve ekibi 10 sene süren araştırmaları sonucunda insanların komik şakalara değil banal yorumlara güldüğünü ortaya çıkarttı.</p>
<p style="text-align: justify;">Provine, gülmenin insan öncesi dönemde gıdıklama eyelemine fizyolojik bir tepki olarak evrildiğine inanıyor. Modern çağlardaki maymunlar gıdıklandığında &#8220;<strong>pant-pant</strong>&#8221; seslerini çıkartıyor. Provin de bu seslerin insanda &#8220;<strong>ha-ha</strong>&#8221; haline dönüştüğünü düşünüyor.(Provine&#8217;nin bu düşüncesi bana <strong>banal bir yorum</strong> gibi geldi sanırım. Çünkü güldüm buna) Provine, insanların sosyalleştikçe gülüşe daha sosyal bir anlam kattığına inanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Oxford Üniversitesi’nden Robin Dunbar gülmenin insanda endorfin(Endorfin nedir: Mutluluk hormonu olarak bilinir. Beyin dokularında bulunan ve morfin kadar güçlü ağrı kesici özelliği olan bir grup proteinin ortak adıdır.) düzeyini yükselttiğini söylüyor. Provine’e göre gülmenin sosyal anlamda sınıfları da var. Örneğin birisine gülünürse, o kişi ya kendini o sosyal ortamdan dışlar ya da o ortama kendini uygun hale getirir.</p>
<h3 style="text-align: justify;">9- Ergenlik Dönemi</h3>
<p style="text-align: justify;">Genelde ergenlik dönemi, üreme dönemi için bir ısınma evresi olarak görülse de bu dönemin başka işlevlerinin olduğu düşünülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlardan ilki ergenliğin evrim tarihiyle ilgili olması. Kazılarda bulunan fosilleşmiş diş ve kemik bulgularından elde edilen verilere göre ergenlik 800.000 ile 300.000 yıl arasında gerçekleşmiş olabilir. Bu süreç insan beyninin ebatlarındaki ani değişimle aynı ana denk geliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci olarak, ergenlik döneminde insan beyninin bütününü kapsayan değişimi gösteren MRI verilerinden elde ediliyor. Cambride Üniversitesi’nden David Bainbridge bu konuda şunları söylüyor:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<strong>İnsan beyninin boyutları 12 yaşındayken neyse 20 yaşındayken de aynıdır. Ancak yapabildiği işlemler artıyor. Ergenlik, cinsel olgunluğa geçişten çok insan aklının psikolojik ve sosyal etkileşimlerle baş edebilecek olgunluğa erişimiyle ilgilidir. Ergenlik döneminden geçmeden hiçbirimiz tam anlamıyla insan olamayız.</strong>&#8220;</p>
<h3 style="text-align: justify;">10- Genital Bölgedeki Kıllar</h3>
<p style="text-align: justify;">University College London’dan Robin Weiss, bu yılın başlarında insan evriminin bir noktasında genital bölgedeki kılların belirgin bir şekilde vücudun diğer bölgelerindeki kıllara oranla kalınlaştığına dikkat çekinceye kadar cinsel bölgedeki kıllanmanın kıllı geçmişimizden bizlere kalan bir miras olduğu düşünülüyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Cinsel bölge kılları hakkında bir çok fikir üretildi. Bu düşüncelerin en yaygın olarak bilineni, yoğun kılların koku ve soğutma bezlerinin yakınlarında toplanması. Bu sayede kıllar cinsel olgunlaşma sinyali veren kokuların çevreye yayılmasını önlüyor. Başka bir görüşe göre bunlar, kızlarda büyüyen memeler ve genişleyen kalçaların, erkeklerdeyse yüzde sakalların çıkması gibi ergenlikten yetişkinliğe geçişin sinyali. Bir diğer görüşe göreyse kıllar genital organları soğuğa ve toza karşı koruyor.</p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Finsana-has-ilginc-ozellikler.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/insana-has-ilginc-ozellikler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Duyguların Renkleri</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/duygularin-renkleri.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/duygularin-renkleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 10:58:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[duyguları renklerle ifade etmek]]></category>
		<category><![CDATA[duyguların rengi]]></category>
		<category><![CDATA[duyguların renkleri]]></category>
		<category><![CDATA[insanın ruh sağlığını renklerle ifade etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Manchester Üniversitesi bilim adamları]]></category>
		<category><![CDATA[ruh hali ve renkler]]></category>
		<category><![CDATA[ruh hali ve renkler arasındaki ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığının rengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=2009</guid>
		<description><![CDATA[Ruh sağlığının renkleri
Son zamanlar bilim adamları sanki kendi aralarında &#8220;hangimiz daha garip bir araştırma yapacak&#8221; diye çalışıyorlar. Bu sefer ruh sağlığıyla renkler arasındaki ilişkiyi araştırmış bilim adamları. Şimdi neden ruh sağlığıyla renk?, neden ruh sağlığı ile kalem tutma şekli, göz kırpma sayısı, tırnak kesme gibi şeyler arasındaki ilişki değil? sorgulanır&#8230;.
Araştırmada duyguların da renkleri olduğunu bulmuşlar. Bu sonuca da depresyondaki insanların donuk renkleri, kendini iyi hissedenlerinse sıcak renkleri tercih etmesiyle bulmuşlar. Bu şekilde bilim adamları çocukların ve iletişim bozukluğu olan insanların hastalıklarını teşhis edebileceklerini düşünüyorlar.
Araştırmayı yapan İngiltere&#8217;deki Manchester Üniversitesi bilim adamları ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><a title="Duyguların rengi" href="http://disturblog.com/bilim/duygularin-renkleri.html"><img class="alignleft" title="Duyguların rengi, ruh sağlığının rengi, ruh sağlığının renkleri" src="http://img694.imageshack.us/img694/7620/duygularnrengi.jpg" alt="Duyguların rengi, ruh sağlığının rengi, ruh sağlığının renkleri" width="203" height="203" /></a>Ruh sağlığının renkleri</h3>
<p style="text-align: justify;">Son zamanlar bilim adamları sanki kendi aralarında &#8220;<strong>hangimiz daha garip bir araştırma yapacak</strong>&#8221; diye çalışıyorlar. Bu sefer ruh sağlığıyla renkler arasındaki ilişkiyi araştırmış bilim adamları. Şimdi neden ruh sağlığıyla renk?, neden ruh sağlığı ile kalem tutma şekli, göz kırpma sayısı, tırnak kesme gibi şeyler arasındaki ilişki değil? sorgulanır&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmada duyguların da renkleri olduğunu bulmuşlar. Bu sonuca da depresyondaki insanların donuk renkleri, kendini iyi hissedenlerinse sıcak renkleri tercih etmesiyle bulmuşlar. Bu şekilde bilim adamları <span id="more-2009"></span>çocukların ve iletişim bozukluğu olan insanların hastalıklarını teşhis edebileceklerini düşünüyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmayı yapan İngiltere&#8217;deki Manchester Üniversitesi bilim adamları sağlıklı 105 ve depresyondaki 108 yetişkinin her birinden, kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert, mor, kahverengi, siyah, beyaz ve grinin 38 tonunun bulunduğu renk tablosundan ruhsal durumlarına en uygun olan rengi seçmelerini istemişler. Araştırmacılar, depresyondakilerin grinin, sağlıklı katılımcıların ise sarının tonlarını tercih ettiklerini gözlemlemişler.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırma sonuçlarının, beynin, insanın ruh haliyle renkleri hemen eşleştirdiğini ve bu şekilde dış dünyayla iletişim kurduğunu gösterdiğini belirten bilim adamları, bu ilişkinin sürekli dile getirildiğini, ancak şimdiye kadar bu konuda yapılmış tam ve gerçek bir araştırmanın mevcut olmadığını vurgulamaktalar.</p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fduygularin-renkleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/duygularin-renkleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Genius Of Charles Darwin Türkçe Altyazılı</title>
		<link>http://disturblog.com/genel/the-genius-of-charles-darwin-turkce-altyazili.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/genel/the-genius-of-charles-darwin-turkce-altyazili.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 12:27:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismail</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[richard dawkins]]></category>
		<category><![CDATA[the genius of charles darwin]]></category>
		<category><![CDATA[the genius of charles darwin altyazı]]></category>
		<category><![CDATA[the genius of charles darwin izle]]></category>
		<category><![CDATA[the genius of charles darwin türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[the genius of charles darwin türkçe altyazılı]]></category>
		<category><![CDATA[türlerin kökeni]]></category>
		<category><![CDATA[türlerin kökeni darwin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=1970</guid>
		<description><![CDATA[Richard Dawkins tarafından hazırlanan The Genius Of Charles Darwin &#8211; Charles Darwin&#8217;in Dehası, Darwin&#8217;in çalışmalarının ve Türlerin Kökeni&#8217;nin modern genetik ve biyoloji açısından önemini ele alıyor. &#8220;Evrim neden bir olgudur ve artık tartışılması yersizdir, doğal seçilim yoluyla evrimin açıklanması nedir&#8221; gibi sorulara yanıt bulabileceğiniz, herkesin anlayabileceği bir dille hazırlanmış güzel bir belgesel. Tüm bölümler Türkçe altyazılıdır. İyi Seyirler&#8230;
1. Parça 
 
2. Parça 
 
3. Parça 

Richard Dawkins ve evrim hakkındaki diğer makaleler:

Richard Dawkins&#8217;den Harun Yahya&#8217;nın Yaratılış Atlasına Cevap
Ken Miller Akıllı Tasarım Hakkında Konuşuyor
İnsan ve Şempanze Genomunun Benzerliği
Richard Dawkins &#8211; Evrim ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="The Genius Of Charles Darwin - Charles Darwin'in Dehası" src="http://img36.imageshack.us/img36/1579/thegeniusofcharlesdarwi.jpg" alt="" width="293" height="158" />Richard Dawkins tarafından hazırlanan The Genius Of Charles Darwin &#8211; Charles Darwin&#8217;in Dehası, Darwin&#8217;in çalışmalarının ve Türlerin Kökeni&#8217;nin modern genetik ve biyoloji açısından önemini ele alıyor. <span id="more-1970"></span>&#8220;Evrim neden bir olgudur ve artık tartışılması yersizdir, doğal seçilim yoluyla evrimin açıklanması nedir&#8221; gibi sorulara yanıt bulabileceğiniz, herkesin anlayabileceği bir dille hazırlanmış güzel bir belgesel. Tüm bölümler Türkçe altyazılıdır. İyi Seyirler&#8230;</p>
<p><strong>1. Parça</strong> </p>
<p><script src="http://tr.sevenload.com/pl/9igT9os/500x314/0" type="text/javascript"></script> </p>
<p><strong>2. Parça</strong> </p>
<p><script src="http://tr.sevenload.com/pl/x90c6pK/500x314/0" type="text/javascript"></script> </p>
<p><strong>3. Parça</strong> </p>
<p><script src="http://tr.sevenload.com/pl/phgYIdt/500x314/0" type="text/javascript"></script></p>
<p><strong>Richard Dawkins ve evrim hakkındaki diğer makaleler:</strong></p>
<ul>
<li><a title="Richard Dawkins'den Harun Yahya'nın Yaratılış Atlasına Cevap" href="http://disturblog.com/bilim/richard-dawkinsden-harun-yahyanin-yaratilis-atlasina-cevap.html">Richard Dawkins&#8217;den Harun Yahya&#8217;nın Yaratılış Atlasına Cevap</a></li>
<li><a title="Ken Miller Akıllı Tasarım Hakkında Konuşuyor" href="http://disturblog.com/bilim/ken-miller-akilli-tasarim-hakkinda-konusuyor.html">Ken Miller Akıllı Tasarım Hakkında Konuşuyor</a></li>
<li><a title="İnsan ve Şempanze Genomunun Benzerliği" href="http://disturblog.com/bilim/insan-ve-sempanze-genomunun-benzerligi.html">İnsan ve Şempanze Genomunun Benzerliği</a></li>
<li><a title="Richard Dawkins - Evrim Varsa Ara Fosiller Nerede?" href="http://disturblog.com/bilim/richard-dawkins-evrim-varsa-ara-fosiller-nerede.html">Richard Dawkins &#8211; Evrim Varsa Ara Fosiller Nerede?</a></li>
<li><a title="Richard Dawkins - Gözün Evrimini Anlatıyor" href="http://disturblog.com/bilim/richard-dawkins-gozun-evrimini-anlatiyor.html">Richard Dawkins &#8211; Gözün Evrimini Anlatıyor</a></li>
<li><a title="Evrim Varsa Neden Hâlâ Maymunlar Var?" href="http://disturblog.com/bilim/evrim-varsa-neden-hala-maymunlar-var.html">Evrim Varsa Neden Hâlâ Maymunlar Var?</a></li>
</ul>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fgenel%2Fthe-genius-of-charles-darwin-turkce-altyazili.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/genel/the-genius-of-charles-darwin-turkce-altyazili.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kara Delikler Hakkında Bilmediklerimiz</title>
		<link>http://disturblog.com/bilim/kara-delikler-hakkinda-bilmediklerimiz.html</link>
		<comments>http://disturblog.com/bilim/kara-delikler-hakkinda-bilmediklerimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 21:11:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dev kara delikler]]></category>
		<category><![CDATA[Evrende kara delik var mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Kara deliğe yaklaşabilseydik ne olurdu?]]></category>
		<category><![CDATA[kara delik black hole]]></category>
		<category><![CDATA[kara delik hakkında bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[kara delik nasıl oluşur]]></category>
		<category><![CDATA[kara delik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Kara Delikler ve Çevresi]]></category>
		<category><![CDATA[Schwarzschild yarıçapı]]></category>
		<category><![CDATA[X-ışını çift yıldız sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız evrimi]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızların sonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://disturblog.com/?p=1952</guid>
		<description><![CDATA[Kara Delik Nedir?
• Einstein’in Genel Görelilik Teorisine göre kara delik, bir olay ufku (event horizon) ile sarmalanmış ve uzay zamanın içeri doğru sonsuza kadar kıvrıldığı tekilliktir.
• Daha basit tanımlarsak, yüzeyinden ışığın bile kaçamadığı yüksek yerçekimine sahip nesneler.
• Özelliklerinin bir kısmını anlamak için genel göreliliğe gerek yok:
– Newton dinamiği (kaçış hızı)
– Özel görelilik (evrende hiç bir şey ışık hızından hızlıhareket edemez)
– Işık da normal madde gibi yerçekiminden etkilenir.
Kaçış Hızı
• ½ mv2 = GMm/R, vkaçış = √2 GM/R
m = fırlatılan kütle, M = yüzeyinden atılan kütle, G = Kütleçekim sabiti
Kaçış hızı kütlenin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="Kara delikler hakkında herşey" src="http://img31.imageshack.us/img31/1300/karadelikz.jpg" alt="Kara delikler hakkında herşey" width="146" height="202" />Kara Delik Nedir?</h3>
<p style="text-align: justify;">• Einstein’in Genel Görelilik Teorisine göre kara delik, bir olay ufku (event horizon) ile sarmalanmış ve uzay zamanın içeri doğru sonsuza kadar kıvrıldığı tekilliktir.<br />
• Daha basit tanımlarsak, yüzeyinden ışığın bile kaçamadığı yüksek yerçekimine sahip nesneler.<br />
• Özelliklerinin bir kısmını anlamak için genel göreliliğe gerek yok:<br />
– Newton dinamiği (kaçış hızı)<br />
– Özel görelilik (evrende hiç bir şey ışık hızından hızlıhareket edemez)<br />
– Işık da normal madde gibi yerçekiminden etkilenir.<span id="more-1952"></span></p>
<h3 style="text-align: justify;">Kaçış Hızı</h3>
<p style="text-align: justify;">• ½ mv2 = GMm/R, vkaçış = √2 GM/R<br />
<strong>m </strong>= fırlatılan kütle, <strong>M</strong> = yüzeyinden atılan kütle, <strong>G</strong> = Kütleçekim sabiti<br />
<img class="alignleft" title="Kaçış hızı" src="http://img442.imageshack.us/img442/970/karadelikler1.jpg" alt="Kaçış hızı" width="320" height="295" /><strong>Kaçış hızı kütlenin karekökü ile artar, yarıçapın karekökü ile azalır.<br />
Atılan yöne veya fırlatılan cismin kütlesine bağlı değildir!<br />
</strong> <strong>Kaçış hızları tablosu:</strong><br />
<strong>Ay :</strong> 2.4 km/s<br />
<strong>Dünya:</strong> 11.2 km/s<br />
<strong>Güneş:</strong> 617.5 km/s</p>
<h3 style="text-align: justify;">Kaçış hızı = ışık hızı ?</h3>
<p style="text-align: justify;">• Güneş’imizi ele alalım. Kütlesini hiç değiştirmeden yarıçapını 4 kat indirirsek yüzeyinden kaçmak için gereken hız iki katına çıkar.<br />
• Ya kütleyi sabit tutup yarıçapını 3 km ye kadar indirirsek? O zaman kaçış hızı ışık hızı olur, yani yarıçapı bu limitten de aşağı çekersek ışık bile yüzeyden kaçamaz. Al sana kara delik!<br />
• Limit yarıçapa Schwarzschild yarıçapı denir. Rs = 2 GM/c2 .<br />
• Bu yarıçap kara deliğin olay ufkunu belirler.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Kütle / yarıçap</h3>
<p style="text-align: justify;">• Herşey kara delik olabilir, yeter ki Schwarzschild<br />
yarıçapı kadar sıkıştırılsın!!</p>
<table style="text-align: justify;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>Cisim</td>
<td>Kütle</td>
<td>Yarıçap</td>
<td>Schwarzschild yarıçapı</td>
</tr>
<tr>
<td>Emrah</td>
<td>100 kg</td>
<td>1 m</td>
<td>1.25 x 10 üssü -23 cm</td>
</tr>
<tr>
<td>Dünya</td>
<td>6 x 10 üssü 30 kg</td>
<td>6400 km</td>
<td>9 mm</td>
</tr>
<tr>
<td>Güneş</td>
<td>2 x 10 üssü 30 kg</td>
<td>700,000 km</td>
<td>3 km</td>
</tr>
<tr>
<td>Nötron yıldızı</td>
<td>3 x 10 üssü 30 kg</td>
<td>15 km</td>
<td>4.5 km</td>
</tr>
<tr>
<td>Samanyolu merkezi</td>
<td>3 milyon güneş kütlesi</td>
<td></td>
<td>9 milyon km (60 AU)</td>
</tr>
<tr>
<td>M 87 Gökadası merkezi</td>
<td>3 milyar güneş kütlesi</td>
<td></td>
<td>9 milyar km (60 AU)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3 style="text-align: justify;">Kara Delikler ve Çevresi</h3>
<p style="text-align: justify;">• Kara delikten yeterince uzakta (&gt;100 Rs), kara deliğin çevresindeki maddenin hareketine özel bir etkisi yoktur, Newton dinamiği yeterlidir.<br />
• Kara deliğe yaklaşınca işler değişir, ancak genel görelilik teorisi kullanılarak kara deliklerin çevresinde olan bitenleri anlayabiliriz.<br />
• Kara delikler genel anlamda basit cisimlerdir, kütle, dönme (spin) ve yük bir kara deliği tamamen tanımlamaya yeter (Kara deliklerin saçı yoktur). Bunun bir anlamı da kara delik oluştuğu anda öncesi hakkındaki tüm bilgiler de yok olur!</p>
<h3 style="text-align: justify;">Evrende kara delik var mı?</h3>
<p style="text-align: justify;">• Teorik olarak mümkün gözükse de pratikte kara delik yaratmak öyle kolay bir iş değil. Mesela Dünya’nın kara delik olması için yarıçapının 9 mm,  dolayısıyla yoğunluğunun da 8&#215;1038 kg/m3 olması gerekir!<br />
• Önce elektromenyetik kuvvetler, sonra kuvantum kuvvetler maddenin sıkışmasına engel olurlar.<br />
• Laboratuvarlarda bu kuvvetleri elde edemeyiz</p>
<p style="text-align: justify;">* Ama evrende bunun yolu var: <strong>Kütleçekime bağlı çökme.</strong><br />
*Yeni nesil hızlandırıcılarda bazı teorilere göre çok küçük kütleli mikro-karadeliklerin oluşabilmesi mümkündür.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Yıldız Evrimi</h3>
<p style="text-align: justify;">• Yıldızlar enerjilerini hafif elementleri nükleer füzyon yolu ile ağır elementlere çevirerek sağlarlar, ve bu şekilde muazzam kütle çekimine karşı koyarlar.<br />
• Demir bu şekilde üretilebilen en ağır elementtir. Enerji üretemeyen yıldız söner, kendi ağırlığı altında çöker.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yıldızların sonu</strong><br />
• Bu çökme iki şekilde durabilir:<br />
– Hafif yıldızlar için (mesela Güneş) elektronlar birbirine çok yaklaşınca kuvantum kuvvetleri ile (beyaz cüce)<br />
– Orta ağırlıkta yıldızlar için, önce elektronlar ve protonlar birleşerek nötronları oluşturur, nötronlar birbirine yaklaşınca kuvantum kuvvetleri yıldızı bir arada tutar (nötron yıldızları)</p>
<h3 style="text-align: justify;">Kara delikler!</h3>
<p style="text-align: justify;">• Daha ağır yıldızları hiçbir şey tutamaz ve süpernova sonrası<strong> kara delik</strong> haline gelirler.<img class="alignright" title="Kara delik nedir? Kara delik Nasıl oluşur?" src="http://img46.imageshack.us/img46/5941/karadelikler2.jpg" alt="Kara delik nedir? Kara delik Nasıl oluşur?" width="239" height="161" /></p>
<h3 style="text-align: justify;">Nasıl bulacağız?</h3>
<p style="text-align: justify;">• Yüzeyinde ışığın gelmediği tek kara delikleri bulmak imkansıza yakın olurdu. Neyse ki gökadamızdaki yıldızların çoğu çiftler halinde bulunuyor.<br />
• Yıldızlardan birisi kara delik haline geldiğinde diğerinden madde akışı olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="x-ışını çift yıldız sistemleri - Kara delik nasıl bulunur?" src="http://img685.imageshack.us/img685/2260/karadelikler3.jpg" alt="x-ışını çift yıldız sistemleri - Kara delik nasıl bulunur?" width="232" height="224" />Kara deliğin çok yakınında kütle çekim kuvveti çok büyük olduğundan maddenin enerjisi artar, sürtünmeyle ısıya dönüşür ve ışımaya başlar. Sıcaklık milyar dereceye çıktığından ışıma X ışınlarında olur. Kara delik çiftleri Gökada’mızı X-ışınlarında tarayarak ortaya çıkarılır. Kaynakların çoğu geçicidir, yenilerini bulmak için uzay her an taranır.</p>
<h3 style="text-align: justify;">X-ışını çift yıldız sistemleri</h3>
<p style="text-align: justify;">• Tüm X-ışını yayan çift yıldız sistemleri kara delik değildir. Bir kısmında nötron yıldızı da bulunabilir. Ama nötron  yıldızları 3 Güneş kütlesinden daha ağır olmazlar!<br />
– M &gt; 3 M Kara delik!<br />
– Kütlesi ölçülemiyorsa:<br />
• Yüzey ışınımı yok +<br />
• Periyodik ışınım yok +<br />
• Nötron yıldızlarına özgü patlamalar yok +<br />
• Gama/radyo ışınımı var → kara delik adayı!</p>
<h3 style="text-align: justify;">Dev kara delikler</h3>
<p style="text-align: justify;">• Güneş kütleli kara delikler dışında bir de milyonlarca, hatta milyarlarca güneş kütleli kara delikler de, gene kütle çekimine bağlı çökme ile gökada merkezlerinde oluşuyorlar.<br />
• Şu anki teoriler tüm gökada merkezlerinde dev kara delikler olduğunu destekliyor. Samanyolu&#8217;nda da var!</p>
<h3 style="text-align: justify;">Etkin dev kara delikler</h3>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="Etkin kara delikler dev kara delikler" src="http://img3.imageshack.us/img3/8695/karadelikler4.jpg" alt="Etkin kara delikler dev kara delikler" width="245" height="273" />• Dev kara deliklere de madde akışı olabilir! O zaman bunlar X- ve kızılötesi bandında çok kuvvetli ışıma yaparlar ve etkin gökada merkezleri olarak adlandırılırlar.<br />
• Optik teleskoplarla baktığımızda normal bir gökada görüntüsü seyrederken, radyo, X-ışını ve kızılötesi  teleskoplarla bakıldığında çok değişik bir tablo sergilerler!</p>
<h3 style="text-align: justify;">JETLER!<img class="alignright" title="Kara delikler JET" src="http://img685.imageshack.us/img685/9109/karadelikler5.jpg" alt="Kara delikler JET" width="117" height="255" /></h3>
<p style="text-align: justify;">• Karadeliklerin bir başka ilginç yanı maddeyi çektiği gibi fırlatabilmesi.<br />
• Manyetik alan çizgilerinin diskin ya da kara deliğin dönüşüyle bir yay gibi gerilerek maddeyi fırlattığı düşünülüyor.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Kara delikler bizi yer mi?</h3>
<p style="text-align: justify;">• Dev kara deliklerin ışıması için maddenin oraya akması gerekiyor.<br />
– Ne kadar madde gerekiyor?<br />
• Az! 1 milyar güneş kütleli tipik bir gökada merkezinin görünür parlaklığı için 10 senede 1 güneş kütlesi maddeyi yutması yeterli. Bu da kara deliklerim çok yavaş büyüdüğünü gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">– Nasıl beslenirler?<br />
• Gökada çarpışmalarıyla</p>
<h3 style="text-align: justify;">Kara deliğe yaklaşabilseydik ne olurdu?</h3>
<p style="text-align: justify;">Bir gemi kara deliğin olay ufkuna doğru yaklaşsın. Bir gözlemci de uzaktan gemiyi seyretsin ve gemiden gelen sinyali analiz etsin. Ne görürlerdi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>• Geminin içindeki gözlemciye göre:</strong><br />
• Dışarıdaki nesneler geminin hızına ve yönüne bağlı olarak kırmızıya ya da maviye kayabilirler.<br />
• Gemidekiler olay ufkundan geçerken özel bir şey hissetmezler (inanılmaz çekim kuvveti dışında!) ve dışarıyı seyredebilirler.<br />
<strong>• Gemiyi seyreden gözlemciye göre:</strong><br />
• gemide zaman yavaşlar<br />
• gemi olay ufkuna yaklaştıkça yavaşlar ve sönükleşir. Gemiden gelen sinyaller kırmızıya kayar. Gemi hiçbir zaman olay ufkuna ulaşamaz ve sönükleşerek gözden kaybolur.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Sonuç</h3>
<p style="text-align: justify;">• Kara delikler sadece genel görelilik teorisinin matematiksel uzantıları değildir, evrende vardır ve bizler tarafından incelenmektedir!<br />
• Bilim adamlarına laboratuvarlarda oluşturulamayacak koşullar (kütleçekim, sıcaklık) sunarak ortaya atılan teorileri test etmemize yardımcı olurlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #888888;">KAYNAK: <em>Görünmeyeni Anlamak – I Kara Delikler Emrah Kalemci Sabancı Üniversitesi</em></span></p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fdisturblog.com%2Fbilim%2Fkara-delikler-hakkinda-bilmediklerimiz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=590&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:590px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://disturblog.com/bilim/kara-delikler-hakkinda-bilmediklerimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
